Bilindiği gibi ambivalans gösteren davranışlar, bir insan veya durumla ilgili olarak fikirlerin, karşıt duygulanımların ve dileklerin birlikte mevcudiyeti anlamına gelmektedir. Duygusal ambivalans çoğu zaman aynı insana karşı hem olumlu hem olumsuz duygular gösteren manikdepressif hastaların bir karakteristiği olarak ortaya çıkmaktadır. Obsessif kompulsif nevroz hastaları da düşünce ve duygu bakımından ambivalans göstermektedirler. şizofrenide ise ambivalans daha derin bir karışıklık göstermekte, zıt duygu ve düşüncelerin aynı zamanda algılanması söz konusu olmaktadır.
Ambivalans, dürtü yasamının özelliklerinin değişmesinin direkt bir sonucudur. Bu, anal gelişim fazında çocuklarda gözlenen normal değerlendirilebilecek önemli bir klinik belirtidir. Bu dönemde, çocuk aynı objeye karşı hem sevgi hem de nefret duygusunu birlikte hissedebilir.
Birinin zihnindeki akılcı ve bilimsel tutumla mizacındaki sanatsal ve duyarlı tutum arasındaki ambivalans akademik yaşamın sanatla ilgili birimlerinde kısmen kabul görebilir.
Patolojik bir tablo altında, bir objeye karşı sevgi ve nefretin aynı anda yaşanması, ters duyguların bu şekilde çatışmasi, insan davranışlarında yap-boz düzeneği olarak karşımıza çıkmaktadır.
Akademik yaşamlarında çalışma arkadaşlarına, olaylara ve bilimsel çalışmalara karşı sürekli ambivalans, yani bir nevi manevi ya da duygusal iktidarsızlık içerisinde olan, çelişkili konuşmalar ve çelişkili davranışlar gösteren bir bilim adamının kabul edilebilirliliği mümkün müdür? Böyle bir ortamda gelecek kuşakların örnek alabilecekleri bilimsel insan modeli bu kişiler mi olmalıdır?
Bilim kültürümüzün içerisinde bulunduğu durum, ilkelerin akademisyenler tarafından tartışılmasının ne kadar kaybolduğu ya da kültürel yapının anlamsız hırsların üzerine çekişen, küçük duyarsız bir seviyeye kadar indirgendiği veya en önemlisi anlık sahte kazanımlar için geleceğin ne kadar pazarlanabildiği ile ölçülebilir hale getirilmiştir.
Akademik ortamın getirdiği seçim sistemleri içerisinde, aday tercihlerinde sürekli raks eden, kişisel makam veya avantajların kazanılması önceliği ile davranarak kişiliklerini küçülten davranışlar sergileyen, seçim sonuçlarını oy vermese de, nezaket ölçüleri içerisinde medeni ilişkiler çerçevesinde yapılması doğal olarak uygun olan ve tavsiye edilen kutlama fasıllarını abartmalı ve yapay davranışları ile sergileyen ilkeli duramayan kişiler bilim insanı olabilir mi?
Buna benzer davranışların bilimsel çalışmalarda farklı boyutlarda sergilenmesi bilimin tartışılmaz değerleri ile bağdaşabilir mi?
"İlke" diğer birçok gerçeğin dayandığı, temel ve birincil gerçek olması gerekirken, maalesef bu kaybedilmektedir. Kişinin geleceğini planlamasına ve ona ulaşmasına imkân veren sadece bu somuttan kurallaştırılmış soyutlama olan özetlenebilecek ilkeler olmalıdır. Bilim insanı uzun vadeli düşünen kişi olmalıdır. Uzun vadeli hedeflerini tespit etmek ve herhangi bir anda içinde bulunulan somut alternatifleri değerlendirmek, ancak bu ilkeler vasıtasıyla yapılabilir.
Akademik kişi oluşan ihtilaflarda tartışmasını da aynı ilkeli duruşu ile sürdürmelidir. Bu tartışmalarda aynı temel ilkelere sahip iki insan ya da grup arasında herhangi bir tartışmadan tutarlı olanın daha kazançlı çıkacağını, farklı temel ilkelere sahip iki insan ya da grup arasında herhangi bir iş birliğinden, kötü ya da irrasyonel olanın daha kazançlı çıkacağı bilinmelidir.
Akademisyenin ambivalans davranışlar içerisinde ve karma ilkelere sahip olması, onun kötü yanı, bilimsel değerini düşürecek, köstek olacak, üstün gelecek ve sonuçta sahip olduğu fazilet değerlerini yok edecektir.
Bir eseri veya birikimi tahrip etmek için hiçbir düşünce, bilgi veya tutarlılık gerekmemektedir. Başarmak ve yaratmak için süregelen düşünce ise bilgi ve taviz vermeyen katı bir tutarlılık gerektirmektedir. Her tutarsız davranış, davranışlarda oynaklık ve çelişkiler, kötü niyetli kişilerin hedeflerine ulaşmalarına yardım etmektedir.
Akademik yaşamda öğretim üyesi ve yardımcılarına düşen en büyük görev ilkeli, tutarlı ve her konuda uzlaşmacı tavırlara sahip olmak ve her şartta bunu korumaktır. Bunun aksi bir düşünce üniversite ve akademik kurumlarda yer edinmemelidir.
Akademik çatışmalarda tartışma maddeleri ortaya saygılı bir şekilde sunulmalı, karşıt görüşler saygılı bir şekilde yorumlanmaya çalışılmalıdır. Akademisyene yakışır tutarlı davranış bunu gerektirir. Bazı ortamlar ve olaylarda kişilerin subjektif şekilde, hayali olguların ve içgüdülerinin peşinden koşmaları bilimsellikle bağdaşmaz.
Birbirini tekzip eder gibi oluşan ve sürekli değişen davranışlardan bir sentez oluşturulması mümkün değildir ve bunlar affedilir bir davranış kalıbı olamaz, kesinlikle olmamalıdır.
Akademik yaşantıya örnek alınabilecek yegâne ilkeli tavır, ambivalans benzeri davranışlardan kaçınarak olgun davranış modelleri sergilemek ve özellikle bunun üzerine eğilmek ve bunu örnek kılmaktır. Bu davranışları gösteren örnek bilim insanları zaman zaman mobbing benzeri davranışlara maruz kalabilir ve yalnız bırakılabilirler, ama sonunda kazanan ve yıllar sonra örnek alınanların sadece onların olacağı unutulmamalıdır.