Bir bilimsel toplantıda gösterilen konukseverlik ve ürün örneği dağıtımı gibi faaliyetler toplantının temel hedefi olan bilgilenme amacını gölgeler nitelikte olmamalıdır. Hekimler toplantı düzenlerken bu konuya özen göstermeli ve toplantılarda çekiliş, piyango gibi etik olmayan olaylara onay vermemeli, kesinlikle katılmamalıdırlar. Toplantı için, eğer yapılacaksa destek; doğrudan katılımcıya değil, toplantı yetkililerine verilmelidir. Konuşmacılara yapılacak firma sanayi desteği ise ancak ilaç ve firma ismi olmaması gibi koşullar benzeri etik kurallar doğrultusunda gerçekleşebilir.
Tüm sürekli tıp etkinliklerinin mali kaynakları kongre bitimini takiben bir aylık süre içerisinde şeffaf bir şekilde açıklanmalı, toplantılardaki uygulamalardan ve firma-katılımcı-konuşmacı ilişkilerinin etik yönlerinden toplantı düzenleyicileri sorumlu olmalıdır, firmaların satış-pazarlama elemanlarının "toplantı düzenlemelerinde" görev almaması kuralına özen gösterilmelidir. Tıp sektörü desteği toplantı içeriğinden bağımsız olmalı ve firma ile iletişim firmanın tıbbi ya da bilimsel bölümleri kanalıyla ve mümkünse hekim personeli aracılığıyla olmalıdır.
Firmaların akademik olmayan sekreteryalarının veya çalışanlarının kongre katılımcılarıyla aynı kongre sosyal programlarında ve mekânlarında yer almaları kabul edilemez. Toplantılar için konuşmacı seçiminin toplantı düzenleyicileri tarafından yapılması şarttır, toplantıların eğitim materyalleri firmalar aracılığıyla değil, toplantı düzenleyicileri tarafından hazırlanmalıdır, eğitimin yapıldığı alanda tanıtım materyali bulunmamalıdır, toplantılar sırasındaki sunularda ürünlerin sadece jenerik ismi kullanılmalıdır.
Bu uygulamalara aykırı davrananlar iç denetim yöntemi ile yaşama geçirilmeli, bu kuralların çiğnendiğinin belirlenmesi durumunda ise ivedilikle tabip odalarına başvurulmalı ve gerektiğinde son merci olarak Sağlık Bakanlığına bildirim yapılmalıdır.
Türkiye’de bir yılda sadece ulusal kongrelere, ilaç, tıbbi malzeme ve teknolojilerine yapılan kaynak transferinin 250 milyon TL civarında olduğu göz önüne alındığında, akla ilk gelen, sponsorluk konusuna bu kadar cömert olan tıp endüstrisinin çıkarı olup olmadığı sorusudur.
Dernek yöneticileri, kongrelerde dağıtılan promosyonların kitap, dergi aboneliği gibi bilimsel destekle sınırlı olması gerektiğine dikkat çekmektedirler.
Bu durumda özellikle uzmanlık derneklerine düşen etik sorumluluk daha da artmaktadır. Uzmanlık dernekleri STE etkinliklerini düzenlerken bir yandan meslek ahlakını, öte yandan kamu kaynaklarını korumak zorundadır.
Ticari desteğin bir ön koşul olarak verilmesi ve sonrasında firma taleplerinin katılımcı öğretim üye ve yardımcısının önüne konulması kabul edilemez.
Çalışmalarda kullanmaları için katılımcılara parasal destek veya ihtiyacı olan başka hizmetleri sağlayan sponsor firma ile ilişkiler çoğunlukla karşılıklı olmaktadır. Sponsorlukta aslında esas amaç "maddi yönden destek olmak, para desteğinde bulunmak"tır. Reklam unsurunun ikinci planda olması gerekirken ve hatta bazen formalitedir gibi görünse de durum bu şekilde işlememektedir.
Destek karşılığında tanıtımının bir şekilde yapılmasını isteyen bir sponsorluğun aynı zamanda bir reklam işvereni olduğu unutulmamalıdır.
Hiç kimsenin kolay kolay karşılıksız sponsor olmayacağı aşikârdır. Bu finansal desteklerin karşılığında sponsorların amblemini taşımak, sergilemek, onun değişik kanallar aracılığıyla reklamını yapmak zorunda kalan ve hatta bu firmanın diğer rakipleri ile ilgili konuşmalarda onun ağzından konuşan bir akademisyenin durumu oldukça üzüntü vericidir.
Hekimlerin firmalar ile ilişkilerini ve bu ilişkiler üzerine yargılarını inceleyen araştırmalarda da gösterildiği gibi, şirketlerle doğrudan ilişkiler kurmak hem kültürel değerler ile mesleki değerlerin çatışmasına hem de akılcı olmayan yüksek bedelli ürün seçimine yol açmaktadır. Eğitim gereksiniminden kaynaklanan bu boşluk mutlaka ilgili kurum veya üniversitelerce doldurulmalıdır.
Hekimlerin ve akademisyenlerin kongre ve toplantılara katılmaları ile ilgili mevcut olan kurallar, eğilimler ve yönetmeliklerle idare edilen sistemin sağlıklı, şaibelerden uzak yürütülmesi, çıkar ilişkileri kuşkularının ortadan kaldırılması ancak katılımcılar, organizatörler ve kurumların iş birliği ile sağlanabilinir.
Tıp Meslek Etiği Kuralları’nın 15. maddesinin yorumlanmasına göre, hekimler tıp endüstrisi kuruluşları ile hiçbir çıkar ilişkisi kuramazlar. Firmalarla herhangi bir ticari ve organik bağlantım yok diyerek firmanın ürünlerini tasarlayamaz, onlarla birlikte ürün reklamını yapamaz ve firmanın haklarını hiçbir ortamda savunamazlar. Bu kişilerin uzmanlık derneklerinin yönetiminde olmaları ise hiçbir şekilde kabul edilemez.
Firmalar tıp sektörüne olağanüstü yararlar sağlamakla birlikte, tıp uygulamalarının kontrollerini de maalesef ellerinde bulundurmaktadırlar. Firmanın finansmanı sonrası gidilen bir kongrede firmanın önerdiği ve iyi tanıttığı pahalı ürün çoğu kez uygulamada bilinen kirlilikler nedeniyle ön plana geçebilmektedir. Bu nedenlerle firmaların tıp kongrelerine ve hekimlere katkılarına Avrupa Birliği içerisinde belirli standardizasyonlar ve sınırlar konulma yolundadır.
Kongrelerimizi sponsor firmaların güdümünden kurtarmak için öncelikle yapılması gereken, derneklerimizi aidatlarımızla daha güçlü hale getirmek ve bu toplanan paranın bir kısmı ile genç bilim adamlarına kongre katılım desteği vermektir.
Dernek üye giriş aidatı dahil hiçbir yükümlülüğünü yerine getirmeyen ve sadece bir iş üretilmesin diye hayali eleştiri yapabilen, kendisinin de mensup olduğu ve gurur duyarak paylaşması gereken kurum veya meslek örgütünün başarılarını karartan, küçümseyen ve saptırtan öğretim üyelerinin varlığı yanında, sonuçta teşekkür edilmesi gereken hizmetler yerine etik olmayan uygulamaları yapanlara ve bunun organizasyonlarına yardımcı olanlara teşekkür ederek ironik bir durum yaratanlara atfen yazımı "Etik anlayışın yerleşmediği yerde, kural ve yönetmelikler yetersiz kalabilir" sözüyle bitiriyorum.