Geçtiğimiz haftalarda bir toplantı için Almanya’daydım. Almanya’ya ilk defa gidiyordum. Bu ülkedeki yoğun Türk nüfusundan dolayı merak ettiğim bir yerdi. Pek çok Avrupa ülkesi gibi Almanya da soğuk, tek düze ve sıkıcı ülke. İnsan bu ülkeleri görünce Türkiye’deki ‘düzenli düzensizliği’ özlüyor.
Benim anlatacağım asıl olarak bu değil. Daha önce belirttiğim gibi, Almanya’yı benim açımdan merak edilesi kılan, buradaki Türk asıllı Almanya vatandaşlarıydı. Toplantı sırasında bunlardan bir kısmı ile tanışma ve konuşma imkânı buldum. Konuştuğum genç, orta ve ileri yaştaki öğrenci ve akademisyenlerin bir kısmı Almanya’da doğmuş, eğitimini burada tamamlamış ve belli konumlara gelmiş kişilerken, bir kısmı da lise, üniversite veya ihtisas eğitiminden sonra buralara gelip ‘tutunmayı’ başarmış kişilerdi.
Hepsinin çalışma ortamları çok iyi, yaşam standartları orta düzeyin üzerinde -bu Türkiye’deki üst düzeye tekabül ediyor- ve ülkemizde pek çok kişinin imreneceği bir pozisyona sahipler. Ancak biraz konuştuğunuzda, bu başarılı insanların Almanya’da kendilerini mutlu ve güvende hissetmediklerini, en büyük hayallerinin, her şeye rağmen -yani Türkiye’de şu an sahip oldukları rahat iş ortamı ve hayat standardını bulamayacaklarını bilmelerine rağmen- Türkiye’ye dönmek olduğunu görüyorsunuz. Bunun en temel sebebi, Almanların Türkler hakkındaki ön yargı ve kesin inançları. Malumunuz geçtiğimiz haftalarda Almanya Merkez Bankası Başkanı Thilo Sarrazin “Türkler Almanya’yı Kosovalıların Kosova’yı işgal ettiği gibi işgal ediyor. Bunu sürekli çocuk doğurarak yapıyorlar. Devletten geçiniyorlar. Geri zekâlı Türkler manavlıktan başka bir şey yapamaz. Berlin sokaklarını küçük türbanlı bebeklerle dolduruyorlar.” demiş, daha sonra da gelen tepkiler üzerine özür dilemiş, fakat bu da görevden alınmasını engellememişti. Almanya’dayken Sarrazin’in “Almanya Kendini Yok Ediyor!” adlı kitabı en çok satılan kitaplar listesinin başında olduğunu öğrendiğim de oldukça şaşırdım. Oradaki Türklerin ifadelerine göre Almanların önemli bir kısmı Sarrazin gibi düşünüyormuş ve Türklerin genetik olarak geri zekâlı olduğuna, bu yüzden kalifiye işler yapamayacağına inanıyormuş.
Kendisi fotoğraf sanatçısı olan, bir üniversitede doçent olarak görev yapan ve 40 yıldır Almanya’da yaşayan bir Türk katılımcı, Türkiye’den ve dünyanın başka ülkelerinden gelerek tebliği sunan Türk vatandaşı bilim adamlarına müteşekkir olduklarını, zira Almanya’daki mevcut ön yargıyı kırmak için bunların önemli olduğunu ifade etti.
Şüphesiz bir ziyaret ve birkaç günlük gözlem bir ülkeyi ve insanlarını anlamak için yeterli olmayabilir. Fakat görünen köy kılavuz istemez hesabı, başta Fransa olmak üzere Avrupa ülkelerinde yayılan ırkçı tavır ve söylemler bu kısa süreli gözlemi teyit eder nitelikte. Madden ve manen çöküşlerinin faturasını ‘yabancılara’ kesmek isteyen bu ülkeler kendi kin ve nefretlerinde boğulup gidecekler. 21. yüzyılın parlayan ve yükselen yıldız ülkesi olan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak onlara şunu söyleme zamanımız geldi de geçiyor bile: “Ey Almanya -ve dahi Avrupa ülkeleri- sizin ülkeniz size, bizim ülkemiz bize. Gölge etmeyin başka bir dileğimiz yoktur sizden.”
Toplantı Mainz Tıp Üniversitesi ile İstanbul Üniversitesinin ortaklaşa düzenlediği Tıp Etiği ve Tıp Tarihi üzerine bir toplantıydı. Üst düzey bir uluslararası katılımla gerçekleşen toplantı Mainz Johannes Gutenberg Üniversitesindeki ev sahibimiz ve toplantıyı büyük ölçüde kotaran Doç. Dr. İlhan İlkılıç’ın çabalarıyla son derece başarılı geçti. Toplantı ile ilgili olarak alanım ve ülkem adına mutlu olduğum olaylardan en önemlisi, Tıp Etiği ve Tıp Tarihi alanındaki bir toplantıya İstanbul Üniversitesinin bilimsel ve finansal destek vermesi ile Sayın Rektör Prof. Dr. Yunus Söylet’in sadece bu toplantı için Almanya’ya gelmesi ve içeriği son derece dolu bir konuşmayı akıcı bir Almanca ile yapmasıydı. Tahmin ediyorum ülkemizde, “hostesten su isteyecek” kadar yabancı dili olmayanların bu tür görevlere talip olmadığı günler geldiğinde ve Tıp Etiği ve Tıp Tarihinin kadir-kıymetini bilen rektörler çoğaldığında tıp fakültelerimiz ve üniversitelerimiz çok daha ileri gidecek.