Giriş
Bu sabah aynanın karşısında kendinize küçük bir yalan söylediniz mi?, muhtemelen “Bu gömlek üzerimde harika duruyor” dediniz, oysa içten içe biraz fazla dar olduğunu biliyorsunuz. Ya da belki de iş arkadaşınıza “Evet, rapor birazdan bitecek” dediniz, oysa aslında yazmaya hiç başlamadınız bile. Yalan söylemek o kadar günlük rutinimizin bir parçasıdır ki, çoğu zaman bunu yaptığımızın farkına bile varmayız. Peki ama neden ve daha da ilginci, neden bu kadar kötü yalancılarız?
Evrim süreci boyunca insan beyni sıçramalar ve sınırlarla evrimleşmiştir. Son derece gelişmiş karmaşık düşünme, problem çözme ve iletişim yeteneklerine sahip olduk. Ancak belki de şans eseri, yalan söyleme sanatında ustalaşmış olsak da, yalanları tespit etme konusunda aynı şeyi söylemek pek de mümkün değil. Bu paradoks, nörobilim ve evrimsel psikoloji alanlarındaki araştırmacıların yıllardır ilgisini çekmektedir. Gelin beynimizin derinliklerine doğru bir yolculuğa çıkalım ve “yalan dedektörünün” nasıl çalıştığını keşfedelim.
Nörobilimsel Perspektif
Yalan söylemek esasında beynimizde gerçekleşen çok karmaşık bir sürecin sonucudur. Bu süreçte başrolü oynayan iki önemli bölge amigdala ve prefrontal kortekstir. Amigdala beynimizin derinliklerinde yer alan küçük bir yapıdır. Duygusal tepkilerimizi kontrol eder. Araştırmalar yalan söylerken amigdala aktivitesinde bir artış gözlemlendiğini ortaya koyuyor. Bu da yalan söylemenin beraberinde getirdiği duygusal gerilimi gösterir. Kendinizi yalan söylerken hayal edin ve kalp atışlarınızın hızlandığını ve avuç içlerinizin terlediğini hissedin. İşte bundan amigdala sorumludur.
Prefrontal korteks ise beynimizin en ön kısmında yer alır ve karar verme ve planlama gibi üst düzey bilişsel işlevlerden sorumludur. Prefrontal korteks yalan söyleme sırasında oldukça aktiftir çünkü yalan, gerçeği bastırma ve yeni bir hikaye uydurma gibi karmaşık bilişsel süreçler gerektirir.
Son yıllarda yapılan fMRI çalışmaları, yalan söyleme sırasında beynin çeşitli bölgelerinde aktivite artışı olduğunu göstermiştir. Örneğin, prefrontal ve inferior frontal korteksler, anterior singulat korteks, dorsolateral prefrontal korteks ve ventromedial prefrontal korteks gibi bölgelerde aktivite artışı gözlemlenmiştir. Bu bölgeler, çelişki izleme, rekabet eden yanıtların engellenmesi, çalışma belleği ve uyarılma düzenlenmesi gibi yalan söylemek için gerekli olan bilişsel süreçlerde rol oynamaktadır.
Evrimsel Perspektif
Peki neden bu kadar üretken yalancılar olarak evrimleştik? Cevap muhtemelen hayatta kalma ve daha çok üreme avantajında yatıyor. Özetle atalarımız, avlarının başkasının eline geçmesini önlemek ya da grup içi rekabet karşısında kendileri için bir şeyler elde etmek için bir şekilde yalan söylemeyi öğrendi. Zamanla yalan, sosyal etkileşimler sırasında zihinsel bir silaha dönüştü.
Ancak burada ilginç bir paradoks var: Yalanları tespit etme becerimiz benzer bir hızda evrimleşmemişken yalan söyleme becerimiz neden evrimleşsin? Evrimsel psikologlar bu sorunun cevabının grup dinamiklerinde yattığını düşünüyor. Grup içi güven ve iş birliği hayatta kalmak için çok önemliydi ve eğer herkes birbirinin yalanını hemen fark etseydi, bu güven ve iş birliği zarar görürdü. Dahası, yalan tespiti yalanın kendisinden çok daha karmaşık bir süreçtir. Yalan söylerken sadece kendi zihnimizi kontrol etmek zorundayız. Yalanları tespit ederken, karşımızdakinin zihnini “okumamız”, dolayısıyla beden dilini, ses tonunu ve hatta belki de sözlerindeki ya da hikayelerindeki tutarsızlıkları okumamız gerekir. Bu, kuşkusuz evrimsel süreçte çok daha uzun zaman alan bir gelişmeydi.
Modern Toplumda Yalan Söylemek
İçinde bulunduğumuz teknolojik çağdaki yeni iletişim biçimleri, yalan söyleme dinamiklerini önemli ölçüde değiştiriyor gibi duruyor. Sosyal medya platformlarında insanlar hayatlarının “kusursuz” versiyonlarını tasvir etmektedir. Bu da ne yazık ki “kolektif yalan söylemenin” gelişmesine yol açmıştır. Sosyal medya platformlarında yalan söyleme davranışı, beynin duygusal ve bilişsel süreçlerini yansıtmaktadır. Amigdala aktivitesindeki artış, sosyal medyada “mükemmel hayat” tablosu çizerken yaşanan duygusal gerilimi açıklayabilir. Aynı zamanda, prefrontal korteksin aktif rolü, kullanıcıların profillerini oluştururken gerçeği bastırma ve yeni bir hikâye uydurma gibi karmaşık bilişsel süreçleri kullandıklarını göstermektedir. Bu nörobiyolojik temeller, sosyal medyada neden bu kadar yaygın olarak yanıltıcı içerikler paylaşıldığını anlamamıza yardımcı olabilir.
Yalanlar, yapay zekâ ve deepfake teknolojilerinin yardımıyla artık tüm engelleri de aşıyor. Artık sadece sözlü ya da yazılı yalanlarla değil, görsel ve işitsel olarak tasarlanmış yani manipüle edilmiş “gerçeklikleri” tasvir eden yalanlarla da karşı karşıyayız. Bu durum, beynimizde evrimleşerek gördüklerine ve duyduklarına güvenmeye programlanmış mekanizmaları daha da zorluyor. Oysa şimdi, gözlerimize ve kulaklarımıza bile güvenemez hale geldik.
Klinik Uygulamalar
Bazı psikiyatrik bozukluklar (ör. antisosyal, borderline, histrionik ve narsisistik kişilik bozuklukları, kompulsif kişilikler ve yapay bozukluk gibi) yalan söyleme davranışıyla güçlü bir şekilde ilişkilidir. Örneğin, antisosyal kişilik bozukluğu teşhisi konan kişilerde patolojik yalan söyleme davranışı çok yaygındır. Öyle ki bu kişiler ne hakkında yalan söyledikleriyle gerçekten ilgilenmeden yalnızca yalan söyleme dürtüsüyle hareket edebilirler.
Yalan, terapist için tedavide hem bir engel hem de bir araç haline gelebilir. Bazen utanç, suçluluk ve korku nedeniyle hastalar terapistlerine yalan söylerler. Yalanı doğru yerde ve doğru şekilde tespit etme ve yalanla uygun şekilde başa çıkma becerisi, etkili terapide temel bir beceri oluşturur. Bazı durumlarda, yalan söyleme davranışının kendisi terapötik bir pencere açabilir, hastanın iç dünyasına dair önemli ipuçları sunabilir.
Modern terapi yaklaşımlarında, özellikle kompulsif türdeki yalanla başa çıkmak için çeşitli teknikler kullanılır. Bilişsel davranışçı terapi, hastaların yalan söyleme dürtülerini anlamalarına ve alternatif davranışlar geliştirmelerine yardımcı olabilir. Mindfulness temelli terapiler ise, kişinin kendi düşünce ve davranışlarını daha objektif bir şekilde gözlemlemesini sağlayarak, yalan söyleme eğilimini azaltabilir.
Sonuç
Yalan, insan doğasının karmaşık ve çelişkili yönlerinden biridir. Bir yandan sosyal etkileşimlerimizi kolaylaştırır, bizi korur ve bazen de hayatta kalmamızı sağlar. Diğer yandan güveni zedeler, ilişkileri bozar ve toplumsal dokuyu aşındırır. Beynimizin “yalan makinesi”, evrimsel süreçte gelişmiş sofistike bir mekanizmadır. Ancak bu mekanizma, modern dünyanın karmaşık gerçekliğiyle başa çıkmakta zorlanıyor. Yapay zekâ ve deepfake teknolojileri gibi yeni gelişmeler, bu zorluğu daha da artıracak gibi duruyor. Belki de gelecekte, yalan tespit etme yeteneklerimizi geliştirmek için yeni teknolojiler veya eğitim yöntemleri geliştireceğiz. Ya da belki de toplum olarak daha fazla şeffaflık ve dürüstlüğe değer veren bir kültür oluşturacağız. Her halükârda, yalanın insan doğasının ayrılmaz bir parçası olduğunu kabul etmek ve onunla nasıl başa çıkacağımızı öğrenmek zorundayız.
Sonuç olarak, yalan söyleme yeteneğimiz, beynimizin evrimsel bir hediyesi (ya da laneti) olabilir. Ancak bu yeteneği nasıl kullanacağımız, tamamen bizim elimizde. Belki de gerçek bilgelik ne zaman dürüst olacağımızı, ne zaman susacağımızı ve evet, bazen de ne zaman küçük bir beyaz yalan söyleyeceğimizi bilmektir.
Unutmayın, bir sonraki sefer aynaya baktığınızda ve kendinize küçük bir yalan söylediğinizde, aslında milyonlarca yıllık evrimsel bir süreci deneyimliyorsunuz. Ve bu, insan olmanın harika ve karmaşık doğasının sadece küçük bir parçası.
Kaynaklar
GoodTherapy. 2023. Recognize Compulsive Lying in Yourself and Others. Access: https://www.goodtherapy.org/blog/compulsive+lying
Lee, T. M., Liu, H. L., Tan, L. H., Chan, C. C., Mahankali, S., Feng, C. M., … & Gao, J. H. (2002). Lie detection by functional magnetic resonance imaging. Human brain mapping, 15(3), 157-164.
Muzinic, L., Kozaric-Kovacic, D., & Marinic, I. (2016). Psychiatric aspects of normal and pathological lying. International journal of law and psychiatry, 46, 88-93.
Proverbio, A. M., Vanutelli, M. E., & Adorni, R. (2013). Can you catch a liar? How negative emotions affect brain responses when lying or telling the truth. PloS one, 8(3), e59383.
578
5 yorum
Kaleminize sağlık hocam.
Emeğinize sağlık hocam.
Emeğinize sağlık hocam.
Oldukça aydınlatıcı bir yazı, teşekkürler. Aramıza hoş geldiniz.
Erman Bey,meslektaşım olarak yazınızı gurur ve keyif içinde okudum.Davranışımızın nörobiyolojisini çok güzel özetlediniz.Bana göre insanın yalan söyleyemeyeceği tek kişi kendisidir…