Neylersin ölüm herkesin başında
Uyudun uyanmadın olacak
Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında
Cahit Sıtkı Tarancı
Ölüm gerçeğine ölümün kendisini soruşturarak bakan felsefik yaklaşım, canlıların kaçınılmaz sonu üzerine değişik bakış açıları sunabilmektedir. Bunlardan bir tanesi Horatius’un "Ölümünden sonra kişi sevgiyle anılacaktır" yaklaşımıdır. Acaba bu sevgi, ölüm olgusunun ve bunun zorunluluğunun farkında olan tek canlı insanoğlu için ve özellikle bilge bir kişi için yeterli midir? "Ölüm mutlaka varılacak bir uçtur, ölmekten değil, iz bırakmadan ölmekten korkmalıyız" yaklaşımı bilim insanları için daha gerçekçi bir beklenti değil midir?
Görünen fizik beden dışında görünmeyen ve öldükten sonra da varlığını sürdüren başka bir bedenin varlığı bu anlamda mı kullanılmaktadır?
İnsanı bütün maddi varlığından koparacak olan varlığın son bulduğu mutlak belirsizliği olan kaçınılmaz ölüm olgusu, insanın düşünmek dahi istemediği bir kâbus, fakat mantıksal bir zorunluluk olarak karşımızda durmaktadır.
Her ölümün bir nedeni vardır ve her ölüm kendisini üreten koşullar tarafından belirlenmektedir. Tabiatın bir parçası olan ve ölümsüzlüğü seçme özgürlüğü bulunmayan insanın kaybı tamamıyla nedensel yasalara bağlıdır. Bu mantıkla evrende yok oluş nedensiz değildir.
Aynı zamanda ölüm insan varoluşunun dayandığı kaçınılmaz sınırı ve yazgısıdır. Zorunluluk dolayısıyla her elem acı vermektedir.
Bu noktada Thomas Campbell’in "Arkada bıraktıklarının kalplerinde yaşamak ölmemektir" ifadesini hatırlamak bu acıyı dindirmek adına bir teselli uyandırır mı bunu da sorgulamak gerekir.
"Ölüm yoktur, yıldızlar başka bir kıyıda doğmak için batarlar" filozofik sözü ve metafizik yaklaşım içerisinde insanoğluna verilen sınırlı sürenin bitişi şeklindeki yorumlar sanki çok yakında kaybettiğimiz merhum Prof. Dr. Oğuz Güç için kaleme alınmış gibidir. Evrensel düşünen, yüksek erdemli, objektif, ahlaki sorumluluğu yüksek, alçak gönüllü, hoşgörülü, aydınlanmış ve öngörüsü yüksek kişi olan, yani bilim adamı kimliği ile bildiğimiz bu kıymetli değerin çok genç yaşta ve en verimli çağında vefatı ile ülkemiz çok değerli bir bilim adamını, fakültemiz ise herkesin sevgisini kazanmış bir meslektaş ve dostu yitirmiştir. İnançlarını bile bilimsellikle yoğuran bu kıymetli bilim insanına, yakın akrabası olan ve birkaç yıl önce meslek örgütümüzün yönetim kurulu başkanı iken yitirdiğimiz merhum Prof. Dr. Atilla Müftüoğlu gibi memleketi Gaziantep’te adının unutulmayacak bir şekilde yaşatılacağı beklentisi ile bilime hizmet eden ve ebediyete intikal eden tüm bilim adamları ile birlikte Tanrı’dan rahmet diliyorum.