Büyük Orta Doğu Projesi’ni (BOP) duymuşsunuzdur. BOP birçok siyasi ve uluslararası politika ustaları tarafından ABD’nin 11 Eylül 2001’den itibaren uygulamaya koyduğu proje olarak tanımlanıyor.
BOP’un uygulama alanı Orta Doğu’yu merkez olarak alıyor, Hindistan’dan Cebelitarık’a kadar uzanan, içinde Kuzey Afrika ülkeleri, Arap Ülkeleri, İsrail, Pakistan, Bangladeş, Afganistan, İran, Ermenistan, Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye’nin yer aldığı bölgeyi kapsıyor.
BOP öyle gizli saklı bir şey değil. Zaten ana hedefleri dönemin ABD Dışişleri Bakanı Condolezza Rice tarafından şu sözlerle açıklanmıştı:
BOP kapsamındaki ülkelerde istikrarı sağlamak,
Filistin, İsrail anlaşmazlığını çözmek,
Teröre destek veren ülkelerle savaşmak,
Ortadoğu ülkelerinde demokratikleşmeye ve ekonomik gelişmeye katkıda bulunmak.
Buraya kadar söylenenler çok kötü gelmiyor insana. Yani iltifata mazhar olacak bir proje de sayılabilir Rice’nin açıkladığı kadarıyla. Oysa perdenin arkasındaki Büyük Orta Doğu Projesi’nin doğum tarihi ve amacı çok farklı.
Şunu hatırlatmakta yarar var; BOP 11 Eylül 2001 doğumlu bir proje değil. BOP’un doğum tarihi 1 Kasım 1973.
Biraz geriye gidelim; Mısır ve Suriye’nin birlikte, 6 Ekim 1973 tarihinde İsrail’e karşı başlattığı Dördüncü Arap-İsrail Savaşı olarak tarihe geçen Yom Kippur Savaşının, 26 Ekim’de ABD’nin zaferi ile sonuçlanmasından sonra “Araplar bir daha birlik olup İsrail’e saldırmasın” fikri temel alınarak yapılan “beyin fırtınası”nda şekillenmeye başladı.
Yom Kippur Savaşının ilk dört gününde Mısır ve Suriye orduları, İsrail’in kara ve hava kuvvetlerini adeta sildi süpürdü. Mısır ve Suriye orduları karşısında hiçbir varlık gösteremeyen İsrail ordusu büyük zayiat verdi. İsrail Başbakanı Golda Meir bu hezimet karşısında İsrail’in yok edilmesini önlemek için ABD’ye nükleer bomba (Atom Bombası) kullanmak için başvurdu. II. Dünya savaşında Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki kentlerinde kullanılan atom bombasının bölgedeki tüm canlıları yok etmesi ve aradan 28 yıl geçmesine rağmen halen daha ölümlere neden olmasından dolayı ABD, İsrail’de konuşlandırdığı atom bombalarının kullanımına izin vermedi. Bunun yerine Kıbrıs adasının güneyinde yer alan İngiliz üssü olan Akrotiri askeri Havaalanı’ndan Tel Aviv’deki Dov Hoz Havaalanı’na bir hava köprüsü kurdu. Buradan asker, cephane ve savaş aracını taşıyarak savaşın sonucunu değiştirmeye başardı.
Zaten Selahaddin Eyyubi’nin, 4 Temmuz 1187 tarihinde Kudüs Haçlı ordusunu Hittin’de yenmesi ve 2 Ekim 1187 tarihinde de Kudüs’ü fethederek bölgedeki tüm Hristiyanları denize dökmesini İsrailliler hiç unutmamışlardı. (İsrailli psikologlara göre tüm İsrail vatandaşlarının yüreklerinde “Hittin Sendromu” bulunmakta ve bir gün Arapların birleşerek İsrail’i deniz dökeceklerine inanmaktalar.)
BOP bu nedenle, Hittin Sendromuna bağlı olarak Yom Kippur savaşından hemen sonra doğdu. BOP’un kuruluş amacı, resmi ağızlardan açıklandığı gibi “belirlenen sınırların içindeki ülkelere demokrasi getirmek” değil, 1948 yılında kurulan İsrail’i tanımayan, 1948, 1956, 1967 ve 1973 yıllarında birleşerek İsrail’e saldıran Mısır, Suriye, Ürdün, Irak ve Libya’da iç karışıklıklar çıkarıp parçalamak, bu Arap ülkelerine mali destek veren ve zenginliklerinin ipleri ABD’nin elinde olan Suudi Arabistan, BAE, Katar ve Kuveyt gibi ülkeleri de İsrail’in yanına çekmekti.
Tabi, bu grubun dışında kalan ve ABD ile İsrail’in hiçbir koşulda diş geçiremeyecekleri ülkeler olan Türkiye, İran, Afganistan ve Pakistan gibi İslam ülkelerinde iç karışıklıklar çıkarmak, ambargolar koymak, milli gelirlerini terörle mücadele akıtmalarını sağlayarak bölgede güçlenmelerini önlemek de BOP’un hedefleri içinde yer alıyor.
Günümüz itibarı ile Libya, Suriye, Irak parçalanmış durumda.
Mısır, Suudi Arabistan, BAE, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri ABD’nin, Fas ve Tunus Fransa’nın, Ürdün ve Katar’da İngiltere’nin kontrolünde. İran ABD’nin ambargosu altında. Afganistan, Pakistan ve Cezayir’de iç karışıklıklar var. Türkiye ise 1982’den itibaren ABD’nin eli ile kurulmuş terör örgütü ile mücadele ediyor…
Gerçek BOP bu. Gerisi algı operasyonu….
6 yorum
Güzel bir yorum ve çalışma. Konuları elektronik harp açısından incelemiş biri olarak daha geniş bir perspektiften bakma fırsatı bulmuş oldum. Teşekkürler efendim. Hürmetle..
Teşekkür ederim Sedat bey. Günümüzde Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı konusunda da ABD ve RUSYA tarafından algı operasyonu yapılmakta.
Hocam Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasının BOP ile ilişkisini anlattığınız makaleniz var mıdır
21 Ekim tarihli yazım Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısının perde arkasını içermektedir.
Ata hocam
Affınıza mağruren sormuş olayım.
Sormadan önce de makalenizin çok öğretici agâh olmak isteyenler için yol gösterici olduğunu ifade etmek isterim.
Bu platformda da bazı kişilerin Filistinlilerin, Yahudilere toprak sattıklarını ve bu saikle yahudilerin topraklarını genişlettiği yazılıyor doğru mudur?
Son günlerde herkes, İsrail’e ve israil’i yönetenlere kızıyor. Bence asıl kızılması gereken bütün bu işleri perde arkasından yöneten ABD. İsrail sadece vekil savaşçı. Tıpkı Zelenski gibi ülkesini kurtlar savaşının önüne attı. İşbilmezliği ile veya bilerek.
Vekil savaşçıardan Ypg de hazır kıta bekliyor. Binlerce tır silahı kullanacakları günü. Aymazlığımız ne kadar sürer? Ülkemize ilk işgal askeri girdiğinde, ilk bomba düştüğünde uyanır mıyız? ABD’nin ülkemizde ne kadar çok beslemesi varmış.
Bu kadar vahşet ile bir devlet yani ABD hükümranlığını sürdürebilir mi?
Şimdiden teşekkür eder, başarılar dilerim.
Bir de lüzumsuz bir soru; Kıbrıs türkü bir hastam vardı. Anadolulu türkleri sevmiyor işgalci olarak görüyordu. Annan planını kabul ettiklerine göre, bu hastamın bireysel tercihi değilmiş. Hala aynı fikirdeler mi?
Biz Kıbrıs’ta işgalci miyiz?
Saygılarımla
Türkiye hiç bir zaman Kıbrıs’ta işgalci değildir. Tam tersine, Rumlar 1957-1974 arasında bizlere, aynen günümüzde İsrail’in gazze’de yaptığı gibi soykırım uygularken bize kol kanat geren, bizleri soykırımdam kurtaran ve hertür desteği veren anavatanımız Türkiye’dir. İyi ki anavatanım Türkiye’dir.
1980 yılında Kıbrıs Türk Federe Devleti Milletvekili olarak BM’yi ziyaret ettiğimde, o dönemde Filistin halkının temsilcisi olan Yaser Arafat, boynuma sarılmış ve bana “Anavatanınız Türkiye olduğu için çok şanslısınız. Benim arkamda bir anavatan yok. Eğer Türkiye gibi bir anavatanım olsaydı, ben bugün Yahudileri Filistin topraklarından silip atmıştım” demişti. 44 yıl evvelsinden bugünleri görmüş Arafat.
Kıbrıs’taki sessiz çoğunluk anavatanı Türkiye’den çok memnun ve asla işgalci olarak görmemektedir. Annan Planına “Evet” denmesi o dönemde Türkiye ve KKTC’nin siyasi çıkarları doğrultusunda verilmiş bir karardı. 2011 yılında bu görüş tamamen değişti ve “Eşit, egemen, uluslararası tanınmış2 devletli çözüm”e dönüştü.
İkinci sorunuzun yanıtı olarak Filistinlilerin topraklarını sattıkları iddiası tamamen Batı medyasının manipülastona dayalı bir iddiasıdır. Doğrusu 1947 yılındn başlamak üzere İngiltere’nin Filistin’e göç edilmesini resmen serbest bıraktıktan sonra, çeşitli ülkelerden gelen Yahudi göçmenlerin Filistin topraklarını ve yerleşim yerlerindeki konutları zorla işgal etmeleri sonucunda toprak mülkiyeti el değiştirmiştir. Halen daha mevcut yasaya göre Filistinlilere ait toprakların ve evlerin işgal edilmesi suç değildir. Para karşılığı topraklarını ve evini satan Filistinliler de olmuştur süreç içinde ama eldeki kayıtlara göre bu oran yüzdelik olarak yüzde 10’un altındadır.
Aramızda, gerek Kıbrıs’ta gerekse de Türkiye’de bol miktarda besleme olduğunu kabul etmemiz ve bu bilinçle davranmamız gerekmektedir.
Saygılarımla bilginize sunarım Bülent bey.