– Aferin kızım benim, ellerine sağlık, ne de güzel toplamışsın odanı…
– Harikasın Erol, sen olmazsan ben bu soğukta ne yapardım?..
– Hanım, yemek çok lezzetliydi, çok uğraşmışsın, canım benim…
– Kardeşim benim ya, ben yokken işleri nasıl da idare etmişsin ablacım, minnettarım!..
– Arkadaşlar vizitte muhteşemdiniz, eksikler vardı ama, hasta sunmak bu kadar iyi olabilirdi…
– Ahmet tezinde gösterdiğin emeğe bayıldım, yayın konusunda elimden geleni yaparım…
– Ha gayret İlayda, başaracaksın, sen zaten akıllısın, pes etmek yok!..
– Hayatım, gün seni yormuş görünüyor, otur hele şöyle, bir kahve?..
– Gençler, dersteki katkı ve sorularınız için teşekkür ederim, mutlu ettiniz beni…
– Abicim benim, harçlığını paylaştığın için nasıl da sevindim anlatamam…
– Hızır gibi yetiştin be patron, ne yapsam hakkını ödeyemem…
– Hocam projemi ciddiye alıp, ilgilendiğiniz için çok teşekkür ederim.
– Sayın Başhekimim, servis ve polikliniklerde bizi onore ettiniz, gururlandık…
Bir el omuzda ve bu elin sahibi “çok iyi iş çıkardın (elin gevurunun dediği gibi-good job!..)” dese ne olurdu?
Dünya mı yıkılırdı? Şımarır mıydı, diyenin tepesine mi çıkardı homo sapiens?
100 verildiğinde astar da mı istenirdi?
Çok mu zordu, omuzları patilemek…
Bir çay bardağında, dipte kalan bir santimlik çaya “denk” getirilmeye çalışılan simit;
Bir bardakta tek yudum kalmış ayrana “denk” getirilmeye çalışılan lahmacun;
Kalbe çoktan uğrayıp da, iki dudağın arasından çıkamayan, çıkması engellenen kelimelere “denk” getirilmeye çalışılan harfler gibisiniz…
Denk gelemediniz bir türlü, “çayım bitti, ayranım bitti, harflerim bitti” sığınmacılığıyla yaşamaya devam ediyorsunuz. Hatta yaşadığınızı zannediyorsunuz. Beslenemiyor, besleyemiyorsunuz…
Siz kim misiniz?
– Kızım oda böyle mi toplanır, öğren azıcık, bak Ayşe teyzenin kızı nasıl derli toplu!..
– Beklettin beni, dondum, anladık dükkan senin…
– Hanım!.. Ne bu, tatsız tuzsuz; annemin yemekleri gibi değil…
– Sana kaç kere söyledim, ben senin ablanım, dediğimi yapacaksın…
– Neden eksik sunum yapıyorsunuz, bir şeyi de adam gibi yapın!..(Hasta odasında)
– Ahmet tezini yayın yapmıyorsan ben yapacağım, hem birinci isim de benim…
– İlayda, nato kafa nato mermersin!..
– Her gün yorgun argın geliyorsun, bak Fidan’ın kocasına, hep dışarı yemeğe götürüyor…
– Dersi anca yetiştiriyorum, sorularınız sonraya…
– Babam parayı bana verdi bir kere, vermem, hem ben senden büyüğüm…
– Neden işe gelmedin, madem öyle yarın da gelme!..
– Yerel TV’de Hoca: Projeyi bizzat oluşturdum, bu bir ilk (Hey gidi be Hoca)…
– Başhekim hep sorar: “Neden az hasta bakıyorsunuz?” “Efendim poliklinik kapısına gelen her hastaya bakıyoruz” (hem çocuk onkoloji hastası çok mu olsun?, tüm çocuklar kanser mi olsun?)
Siz busunuz işte!..
Düzeltin kendinizi;
Hayatta “alan açan” olumlulaşmalara “denk” gelin, ritmi yakalayın lütfen;
Aksi taktirde tahammülümüz size “denk” gelmeyebilir…
2 yorum
Ne kadar güzel yazı. İçimi sepserin yaptı. Roman gibi. Su gibi. Beste gibi. Yürekten tebrik ederim
Hocam teşekkür ederim, kelimeler kelimelerim olur olmaz satırlar yarışıyor gibi: İlle de bana uğra der gibiler…