Kalıp değil bir fikir.. Elmas sorguçlu fakir; Açıkta sırrı bakir; Kadın…
Çölde kaçan bir serap; Yönü kementli mihrap… Madeni som ıstırap;
Kadın…
Dipsiz hasrete tuzak; En yakınken en uzak… Tadı zehrinde erzak;
Kadın…
Bir işaret, bir misâl; Ayrılık remzi visâl… Allah’a yol bir timsâl;
Kadın…
N.F.K.
Tanrı önce kâinatı yaratmış, içini hayvanlar ve bitkilerle donatmış, ama hâlâ bir ‘şey’ eksikmiş…
Bütün bu kâinatı emrine amade kılacağı, iyiliğin de kötülüğün de sınırlarını zorlayabilecek bir varlık…
Bitkiler ve hayvanlar herşeye itaat edermiş, çünkü ne akılları varmış ne de ruhları. Aklı da ruhu da olan, isyanı da itaati de bilen bir ‘şey’ yaratmak istemiş…
Ve topraktan Adem’i yaratmış…
O’na ‘kelimeleri’ öğretmiş…
Yeryüzüne halife kılmış…
‘Adem’, ‘yokluk’ demekmiş… Adem tek başına ha varmış, ha yokmuş…
Sonra ona bir eş olsun dilemiş ve kaburga kemiğinden Havva’yı yaratmış…
‘Adem’in özü topraktan, ‘Havva’nın özü ise ‘eşrefi mahlukat’ olan insandanmış…
İşte kadın ve erkeğin farklılığının adı taa o günden konmuş…
“Sen topraktansın, ben ‘sen’den” demiş Havva…
“Biz farklıyız.“ demiş Adem“Biz farklıyız, ama kimin üstün olduğunu bana sorma. Üstünlük ancak yaşadıklarımız ve işlediklerimizden sonra belli olacak.”
Sonra kızları ve oğulları olmuş Adem ile Havva’nın… İlk cinayeti de ilk evlat acısını da onlar yaşamış…
Zaman geçmiş, bütün yeryüzü insancıklarla dolmuş. Bir sürü kadın, bir sürü erkek olmuş…
Hepsini de kadın doğurmuş…
Tanrı en zor ve en değerli yükü ona taşıtmış: İnsanı…
Taşımış, yükte de pahada da ağır olan ‘yüce emaneti’…
Sonra doğurmuş insanı, beslemiş bağrındaki bereket muslukları ile doyana kadar…
Doğurmak taşımak kadar zormuş insanı, besleyip-büyütmek de doğurmak kadar…
Erkek sadece tohumu atmış tarlaya,sonra seyre koyulmuş…
Bakmış ama görememiş ne tarlanın derinliklerinde çekilen ızdırabı ne de filizin topraktan başını çıkartırken verdiği acıyı…
Birazcık görebilseymiş, birazcık anlayabilseymiş, kadınını başının tacı yapar, cenneti ayaklarının altına serermiş…
Anlaşılmamak öfkelendirmiş kadını…
Değerinin bilinmemesi arayışa sevk etmiş…
“Ben ki, ondanım o ise topraktan; ben ondan üstünüm.”deyivermiş…
“Madem bendim onu içimde taşıyan. Madem bendim ona ilk gıdasını veren. Şimdi zamanıdır onu tekrar ‘içime’ almanın.” diye düşünmüş…
Erkeğin umarsızlığı ve duyarsızlığı yakmış kadının içindeki bu intikam ateşini…
Oysa değeri bilinseymiş, kıymet verilseymiş memnunmuş ‘evinin hanımı’, ‘çocuklarının anası’ olmaktan…
Ama değeri bilinmemiş, meziyetleri doğru kullanılmamış, her şeyin ötesinde anlaşılmamış…
Ne Vikingler anlamıştı onu, ne Vahşi Batılılar. Ne Çinlisi kıymetini bilmişti, ne Afrikalısı. Ne Yahudisi halinden anlamıştı, ne de Müslümanı…
O da isyan etmiş…
Önce düzene, sonra erkeğe fakat en çok da yaratılışına…
‘Farklı’ olmak yetmemiş ona, önce “eşitim” demiş sonra “üstünüm” …
Erkek “eşitliğe” rıza göstermek zorunda kalmış, çünkü bilmiş ki Tanrı kadına öylesine ‘farklı’ özellikler vermiş ki isterse üstün de olabilirmiş…
Ve böylece ‘eşitlenmişler’…
Her iki cins de her işi yapar olmuş. Kadın kamyon şoförü de olmuş, fabrika içşisi de…
Bütün bu girizgâh, 5 yıl aradan sonra tekrar bir hemşirelik yüksekokuluna derse girmemin bende yaptığı çağrışımları sizlerle paylaşmak içindi. Büyük şehirlerde belki yaygındır, ama bizde fazla erkek hemşire yok. Dolayısıyla ilk defa bir erkek hemşire (adayı) grubuyla bu kadar yakın temasım oldu. Uçaklarda erkek hosteslerle ilk karşılaştığımda duyduğum rahatsızlığı, erkek hemşirelerde de duydum. Hostes, kökü itibariyle ‘feminen’ bir kelime olduğu için lafı kıvırıp ‘kabin görevlisi’ deyip kurtuldular, ama bizim ‘bacılara’ henüz bir isim de bulamadılar. ‘Erkek bacı’ -ne demekse- diye çağrılmaya devam ediliyorlar. Aslında kadın-erkek hepsine birden ‘nurse’ kökünden gelen ‘hasta bakıcı’ demek en doğrusu, ama buna da kadın hemşirelerin yanaşmayacağını biliyorum.
Bir cins -erkek cinsinden bahsediyorum- bir okulun havasını bu kadar mı bozar…
Kadından tır şoförü, lağım işçisi, madenci nasıl olmazsa, erkekten de hemşire olmaz…
Erkekten hostes, kadın kuaförü ve daha pek çok şey olmaz, ama o Medimagazin’in ilgi alanına girmeyeceğinden burada tartışmıyorum…
Her ne mülahaza ile olursa olsun, hemşirelik okullarının kapılarını erkeklere açanlar kadınlara da, hastalara da büyük kötülük yapmıştır.
‘Bakım’, kadın işidir…
‘Görüm’, erkek işi olduğu gibi…
Kadına ‘görüm’ yaptırmak, erkeğe de ‘bakım’ verdirmek tarlayı altın bıçakla sürmek, peyniri de testere ile kesmek gibidir vesselam…