Felsefe, tarih boyunca insanın varoluşunu, bilgiye ulaşma biçimlerini ve hakikati sorgulayan bir alan olarak gelişmiştir. Ancak günümüzde sıklıkla karşılaşılan bir eleştiri, felsefenin güncel olaylara doğrudan müdahil olmaması yönündedir. Felsefecilerin, toplumsal krizler, savaşlar, politik değişimler veya etik tartışmalar sırasında yeterince ses çıkarmadığı öne sürülerek, felsefenin etkin olmadığı eleştirisi yapılmaktadır. Bu yazıda, felsefenin doğasının gereği olarak olaylara doğrudan değil, genelleştirilmiş bir perspektifle yaklaştığı ve olaylar yaşandığı anda değil, ancak olayların sonuçları üzerine düşünsel bir çerçeve sunduğu savunulacaktır.
Felsefenin Zaman Algısı: Minerva’nın Baykuşu Alacakaranlıkta Uçar
Felsefenin olaylara yaklaşımındaki temel mesele, zaman ve tarih içerisindeki konumudur. Hegel’in ünlü ifadesi olan “Minerva’nın baykuşu alacakaranlıkta uçar” (Hegel, 1820), felsefenin ancak olaylar tamamlandıktan sonra onları değerlendirebileceğini anlatan güçlü bir metafordur. Felsefe, olayların anlık reflekslerle yorumlandığı bir alan değil, olayların nedenleri ve sonuçları üzerine derinlemesine düşünerek, bunları kavramsal çerçeveye oturtan bir disiplindir. Bu açıdan bakıldığında, felsefecilerin olaylar yaşanırken suskun kalıyor olması bir eksiklik değil, felsefenin doğasının gereğidir.
Felsefe Bir İdeoloji veya Aktivizm Aracı Değil midir?
Felsefe, herhangi bir ideolojik veya politik duruş almak zorunda değildir. Elbette tarih boyunca filozoflar, belirli etik, politik ve metafizik görüşler geliştirmişlerdir. Ancak bu görüşlerin tamamı, yaşanan olaylara anlık tepkiler olarak değil, daha geniş bir düşünsel bağlam içinde oluşturulmuştur. Örneğin, Kant’ın ahlak felsefesi (1785) veya Marx’ın tarihsel materyalizmi (1867) belirli tarihsel bağlamlardan etkilenmiş olsa da, bu düşünceler o dönemdeki anlık olaylara doğrudan tepki olarak değil, daha genel bir analiz çerçevesinde ortaya konmuştur. Aktivizm ise doğrudan eylem gerektirir ve çoğunlukla belirli bir ideolojik bakış açısına dayanır. Felsefenin temel görevi ise bir taraf olmak veya aktivizme yön vermek değil, olayların temel ilkelerini, epistemolojik ve ontolojik dayanaklarını analiz etmektir. Bu bağlamda, felsefecilerin toplumsal olaylar karşısında ideolojik bir kamp oluşturmak veya hemen tepki vermek gibi bir sorumlulukları yoktur.
Tarihte Felsefecilerin Rolü: Sessizlik mi, bütünsel Düşünme mi?
Tarihsel olarak da birçok filozofun, dönemin güncel olaylarına doğrudan müdahil olmaktan çok, bu olayları kavramsal bir düzlemde ele aldığı görülmektedir. Örneğin: Sokrates, Atina demokrasisinin çöküşü ve ahlaki yozlaşma döneminde doğrudan politik bir tavır almak yerine, bireysel sorgulamaya ve etik düşünceye yönelmiştir (Platon, Apologia). Aristoteles, hocası Platon’un ideal devlet teorisinden farklı olarak Politika adlı eserinde yönetim biçimlerini ele alırken, doğrudan bir politik duruş sergilememiş, fakat yönetim sistemlerinin genel ilkelerini ortaya koymuştur. Hannah Arendt, II. Dünya Savaşı sonrasında totalitarizm kavramını analiz ederken (The Origins of Totalitarianism, 1951), doğrudan belirli bir politik hareketin içinde yer almak yerine, totaliter yönetimlerin doğasını açıklamaya çalışmıştır. Bu örnekler, filozofların anlık olaylar karşısında sessiz kalmadığını, ancak bu olayları teorik bir düzlemde değerlendirdiğini göstermektedir.
Sonuç
Felsefenin doğası gereği olaylar yaşanırken hemen müdahale etmesini beklemek, onun işlevini tam olarak anlamamak anlamına gelir. Felsefe, olaylara reaksiyon göstermeye değil, onları anlamaya ve değerlendirmeye yöneliktir. Günümüz dünyasında sosyal medya ve hızlı iletişim çağında, felsefenin de tıpkı diğer alanlar gibi anında bir şeyler söylemesi beklenmektedir. Ancak felsefenin amacı, anlık tepkiler vermek değil, olayların nedenlerini ve sonuçlarını kavramsal çerçevede ele alarak, geleceğe ışık tutmaktır. Sonuç olarak, felsefenin suskunluğu bir eksiklik değil, onun doğasına uygun bir tutumdur. Toplumsal olaylar karşısında refleksif bir aktivizm beklemek yerine, felsefenin uzun vadeli düşünsel katkılarını göz önünde bulundurmak gerekmektedir.