Son yıllarda uygulanan sağlıkta dönüşüm politikaları sistemde bazı iyileştirmeler ve vatandaşların sağlık hizmeti almasını kolaylaştırıcı düzenlemeler getirirken, sağlık hizmeti sunan kurumlar arasında da bir uçurum oluşmasına neden oldu. Sağlık Bakanlığına bağlı devlet hastaneleri ve eğitim hastaneleri merkezi bütçenin tüm imkânları kullanılarak desteklendi, hastaneler modernize edildi, yeni ve gelişmiş cihazlar alındı. Aynı zaman diliminde üniversite hastanelerinin bir kısmına tıbbi cihaz alımı için merkezi bütçeden çok az ödenek ayrılırken, bazıları hiç ödenek alamadı, hastanelerini ve cihazlarını yenileyemedi. Bir kısmı özellikle teknik donanım açısından ilçe hastanelerinin bile gerisine düştü. Bu hastanelerde uzmanlık eğitimi alan hekimler gittikleri devlet hastanelerinde eğitimleri süresinde görmedikleri ve kullanma eğitimini almadıkları cihazları kullanmaya başladılar.
Üniversite hastaneleri bu açıklarını döner sermaye gelirlerinden de karşılayamadı, çünkü Sağlık Uygulama Talimatları (SUT) ile fazla sayıda poliklinik hastası bakma şansı olan devlet hastanelerine avantaj sağlandı.Teşhisi ve tedavisi zor ve daha problemli hastalar üniversite hastanelerine gönderildiği halde, ücretlendirmede bunlar dikkate alınmadı. Üniversite hastaneleri bu hastaları tedavi ettikleri için zarar eder duruma düştüler.
Üniversite hastanelerine bir darbeyi de mecburi hizmet uygulaması vurdu. Devlet hastanelerinin hekim ihtiyacı mecburi hizmetli hekimlerle giderilirken, büyük şehirler dışındaki bazı üniversite hastanelerinde tek ya da az sayıda öğretim üyesinin bulunduğu bazı klinikler yan dal ihtisası yapan öğretim üyelerinin üçüncü kez mecburi hizmete gönderilmeleri nedeniyle kapandı. Hem bu kliniklerde takip ve tedavisi yapılan hastalar mağdur edildi hem de üniversite hastaneleri bu şekilde de hasta kaybına uğradılar. Yeterli personel kadrosu verilmemesi nedeniyle döner sermayeden çalıştırılan personelin artırılması yanında, nöbet ücretleri ve denge tazminatı gibi ücretler de döner sermaye işletmelerine yüklendi. Üniversite hastanelerinin içinde bulundukları durumu anlatmak için gösterdiği tüm çabalar ise ya “üniversite hastanelerinin iyi yönetilmediği” ya da “gelişen sağlık sistemine ayak uyduramadıkları” iddiaları ile karşılaştı. Sonuçta hastanelerin zorunlu giderleri her gün artarken, gelirleri azaldı ve bazı üniversite hastaneleri batma noktasına geldiler.
Bu aşamaya gelindiğinde, sorunun kaynağını düzeltmek yerine, geçici bir çözüm olarak borcu gelirinden yüzde 20 daha fazla olan üniversite hastanelerine Bakanlar Kurulu kararıyla yardım yapılmasına karar verildi. Bu kapsamda 22 üniversitenin döner sermaye bütçesine 380 milyon TL yardım yapıldı. Hakikaten ihtiyaçları olduğunu düşündüğümüz bu hastanelere yardım yapılmasına da bir itirazımız olmadı. Ancak bu hastanelere yardım yapılırken, bizim hastanemiz gibi henüz batma noktasına gelmemiş ama büyük sıkıntı çeken; ayakta kalabilmek için servislerini yenileme, yeni tıbbi cihazlar alma ihtiyaçlarını hep ertelemek zorunda kalmış; dağılmış hasta yataklarını, eskimiş cerrahi setlerini bile değiştirememiş, yani bıçak sırtında duran hastanelerin çalışanları da bu durumdan kurtulmak için benzer bir destek bekledi. Fakat nafile. Demek ki tüm olumsuzluklara rağmen ayakta kalarak bazı yöneticilerimizin “Üniversite hastaneleri iyi yönetilmiyor” iddiasını boşa çıkarmaya çalışmalarının cezasını çekmeleri gerekiyordu ve onların da batması uygun görüldü ki, bıçak sırtındaki bu hastanelere destek çıkılmadı, bu kötü gidişi değiştirmeye yönelik adımlar da atılmadı.
İdarecilerimizin ve hekimlerimizin tüm gayretlerine rağmen 2010 yılı sonunda bizim hastanemizin (muhtemelen benzer durumdaki hastanelerin) döner sermaye bütçesi de önemli oranda açık verdi. Bu durumun hazırlayıcılarına artık müjdeyi verebiliriz. Üniversite hastanelerinin iyi yönetilmediği iddialarınızın ispatlanmasına az kaldı. Direnen hastaneler de teker teker batıyorlar. Gözünüz aydın.