Öncelikle, 3 ayı aşan bir aradan sonra tekrar “Merhaba” diyerek başlamak istiyorum. Tamamen kendimden kaynaklanan nedenlerle ara verdiğim haftalık yazılarıma bugünden itibaren -benden kaynaklanmayan nedenlerle- 2 haftada bir yazarak devam edeceğim. Medimagazin ve burada yazmanın benim açımdan anlamını bu köşede daha önce çıkan “Medimagazin, Okuyucular ve Ben” başlıklı yazımda dile getirmiştim. Aynı düşüncelerle ve yeni fotoğrafımla tekrar sizlerle birlikte olduğum için mutluyum.
Geçen 3 ayda o kadar çok şey yaşandı ki sağlık alanında ve üniversitelerde, pek çok kez “İşte tam bana göre bir konu” dedim, ama yazamadım…
Ben bu hafta, üzerinde yorum yapmak için çok da geç kalmadığımı düşündüğüm TTB ve ‘kankaları’nın (‘Kankalar’ için bakınız: Bu köşede yayımlanan “Huylu STK Huyunu Seçim Sandığında Bırakırmış” başlıklı yazı.) 13 Mart’ta ortaklaşa düzenlediği “Çok SES, Tek Yürek” (SES büyük harflerle yazılacak.) eylemine ilişkin görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Daha önce muhtelif vesilelerle dile getirmeye çalışmıştım; kişisel görüşüm, eylem yapmak toplumda belli bir statü ve saygınlığa sahip kişi ve kurumlara yakışmıyor. Bunu “Hakkımızı İsteriz!” Demenin Dayanılmaz ‘Hafifliği’ yazımda da ifade etmiştim de pek çok ‘eylemsever’ meslektaşım beni eleştiri yağmuruna tutmuştu. Eylem yapmayı en yakıştıramadığım meslek gruplarından iki tanesini saymam gerekse hekimler ve hakimleri sayardım. Bizim ülkemizde de, bu meslek erbabının sivil toplum kuruluşlarının şu anki yönetimleri ‘eylemci kanattan’ geldiğinden bunlara bir bakmışsın Sıhhiye’deler, bir bakmışsın Anıtkabir’de, hem de saygınlıklarının sembolü olan önlük ve cüppeleriyle. Neyse ki üniversite hocaları bu utanılası manzaradan bir süredir elini-eteğini çektiler. Her ne kadar bazılarının Haziran öncesi benzer ‘atraksiyonlar’ peşinde olduklarını duysak da ‘akıl hocaları’ bu sıralar kendi sıhhi ve hukuki sorunları ile uğraştığından ‘eylemci hocalar’ o cesareti bulamıyorlar.
TTB ve ‘kankaları’ merhum Kazım Koyuncu’nun türküsünü bağlamından kopartarak şen-şakrak, göbek ata ata eyleme gittiler. Bir rivayete göre 20 bin, birine göre ise 30 bin kişi toplanıp ‘Tek SES’ olup bağırdılar. Bağırdılar da ne oldu? Hükümet veya Bakanlık onlara kulak verip sağlık politikalarını yeniden gözden geçirmeye mi karar verdi, yoksa halkın sempatisini kazanıp onları arkalarına mı aldılar? Keşke böyle olsa ama, ne gezer…
Bilmem internette konu ile çıkan haberlerin altlarında yer alan yorumları okudunuz mu? Halkın bu eyleme olan tepkisi ve hekimlerin yakınmalarına olan öfkeleri yansıyordu yapılan yorumlara. Sağlık Bakanı ve Adana Valisinin 14 Mart’taki hekimlere yönelik fırça ile karışık beyanatları da cabası. Bunlar sadece medyaya yansıyanlar. Bir de yansımayan tepkiler var ki, onlar da o günden bu yana ülkenin dört bir tarafında tekme, tokat ve hakaret olarak sağlık çalışanlarının başlarına iniyor.
Testi kırılmadan biz uyarmıştık onları; “Zamanlamanız yanlış.”, “Önce halkı arkanıza alın, sonra taleplerinizi uygun zeminlerde dile getirin.”, “Böyle eylemler provokasyona ve kendini bilmezlerin müdahalelerine açıktır.”, “Çıkar bir aklıevvel bir anarşistin izinde olduklarını söyler, batırır bütün eylemi.” demiştik. Dinlemediler… Onlar dinlemediği gibi bir dönem yol arkadaşlığı yaptığım insanlar da dinlemedi.
Sonuç olarak başladığımız noktanın daha gerisindeyiz. Bu olanlar ‘bizimkilere’ yetmemiş olmalı ki, hekimlere karşı var olan toplumsal tepkiyi daha ileriye götürmek adına “Grev” çağrısında bulunuyor. Bazıları için “grev” sözcüğü büyülü ve nostaljik bir çağrışım yapabilir, ama aklı başında, sorumluluk sahibi insanlar bu tür eylemlerin getirisini ve götürüsünü iyi düşünmek zorundadır. Biz Tabip Odası olarak Şanlıurfa’da böyle bir greve zaten destek vermeyiz. Ama ülkenin dört bir yanındaki hekimleri ve oda başkanlarını bir kez daha uyarmak istiyorum. Hastalarınızla ve toplumla karşı karşıya gelmek istemiyorsanız bu greve rağbet etmeyin. Bu, her şeyi daha kötüye götürmekten başka hiçbir şeye yaramayacak.
Belki aklınıza gelebilir, neden bu çağrıyı TTB’ye yapmıyorsun diye. Çünkü onların, Sayın Sağlık Bakanından ve Sağlık Bakanlığından bir farkı yok ki. Daha önce Sayın Bakan ile 7 saat konuşup bir şey anlatamamıştık, TTB ile 17 saat konuşsak yine bir şey anlatamayacağımızı bilecek kadar tanıdım Merkez Konseyimizi. ‘Eylemlilik sürecine’ girdiler bir defa, artık kim tutar onları.
Bir konuda uyarıda bulunmalıyım ki; Hiç kimse bu yazıdan, bir sonraki genel kurulda benim üzerimden bazılarını ‘hükümet yandaşı’ ilan etmek üzere malzeme devşirmeye kalkmasın. Bunlar tamamen benim kişisel görüşüm, kurumsal olarak kimseyi bağlamaz; ne Şanlıurfa Tabip Odasını ne de bir başka oluşumu. Varsa bir eleştiri -veya öneri- lütfen doğrudan bana yöneltilsin…