An idealist is one who, on noticing that a rose smells better than a cabbage, concludes that it will also make better soup
(Bir idealist, gülün lahanadan daha güzel koktuğunu fark ettiğinde, lahanadan güzel çorba da olduğu sonucuna varabilendir).
Henry Louis Mencken (1880-1956) Amerikalı Yazar-Gazeteci
“Grev mi? Sakın ha!” başlıklı yazım ile başlayıp, “G(ö)revimiz Tehlike” başlıklı yazım ile devam ettiğim hekim, hakim ve üniversite hocalarının “grev” ve “eylem” adı altında “ortalara düşmesinin” yakışıksızlığı üzerine yazdığım yazılara şimdilik ara vermek adına yine bilgisayarın başına geçtim. “Ara vermek” diyorum, zira daha önce bu köşede kaleme aldığım “Huylu STK Huyunu Seçim Sandığında Bırakırmış” ve “Yine 1 Mayıs, Yine TTB: Bizi Utandırmayın!” başlıklı yazılarımdan sonra anladım ki, ‘bizim örgüt’ orada olduğu müddetçe ve kendilerinin, emekçi sınıfının ezilen yoldaşları olmayıp asil bir mesleğin saygın üyeleri olduğunu idrak etmedikçe bu konuda daha çok yazı yazmam gerekecek.
Yorumları okuyanlarınız farketmiştir, bazı meslektaşlarım bana çok kızıyor. Ama ne yapayım, onlar kızıyor diye doğruları söylemekten vazgeçip birbirlerine verdikleri “ara gazlarla” kendilerini ve mesleğimizi toplum nazarında itibarsızlaştırmalarına göz mü yumayım? Yapılan en büyük eleştirileri, “çözüm önermemem ve grev yerine ne yapılması gerektiğini söylememem”. Aslında bir önerim var, ama bazıları anlamamakta direniyor. Çözüm önerimin ön şartı mevcut TTB zihniyetinden kurtulmak. Kendini sosyalist bir işçi sendikası sanan ve ona göre eylem ve söylem geliştiren bu ekibi değiştirmek. Bakın yine 1 Mayıs geliyor ve “bizimkiler” yine en ön saflarda yerini alacak (Daha doğrusu “yerini almış olacak”, çünkü bu yazı 1 Mayıs’tan bir gün sonra yayımlanacak). Yine, dört kafadar-DİSK, KESK, TMMOB, TTB- Taksim Nostaljisi ile düşecek yollara.
TTB’ye yaptığım eleştirilere kızıp, “Beğenmiyorsan Oda Başkanlığını bırak” diyenlere de şaşıyorum. Neden bırakacakmışım ki? TTB’ye bağlı odaların hepsi Merkez Konsey gibi düşünmek zorunda mı? Hem böyle düşünenler merak etmesinler, bu ikinci dönemim. 2012’de başkan veya yönetim kurulu üyesi olamıyorum. Ama bu, ister STK ister hükümet kanadından olsun, mesleğimizin onurunu ve saygınlığını iki paralık edenlerle mücadelenin sonu anlamına gelmiyor, tabii ki.
Çözüm önerilerimi buraya yazmıyorum. Çünkü, bu öneriler yanlış bir paradigma (ön kabul; çıkış noktası) üzerine söylem geliştirip, eylem yapanların anlayabileceği şeyler değil. İngilizlerin deyişi ile “First things first!” Önce dünyada nesli tükenmeye yüz tutmuş bir ideolojinin takipçisi olan bu arkadaşları “nadide eserler” müzesine gönderin, sonra söylerim size çözümümün ne olduğunu.
Son yazımda “Takke düşecek, kel görünecek” demiştim. Yani yapılan eylemlerin sınırlı ve parçalı olacağını, halkın tepkisini çekeceğini ve hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini söylemiştim. Tabii bunu söylerken, “G(ö)reve” gidenlerin ufuklarının bu kadar dar, hedeflerinin bu kadar küçük olduğunu hesaba katmamıştım. Günün sonunda, G(ö)rev öncülüğü yapan kişi ve kurumlar şu açıklamaları yaptı: “Böyle GöREV görülmedi!”; “Sağlık çalışanlarının 19-20 Nisan’da gerçekleştirdikleri GöREV etkinliği, tüm Türkiye çapında yüksek bir başarıyla gerçekleştirildi.”; “GöREV’e katılım son derece yüksek oldu ve kayda değer hiçbir olumsuzluk yaşanmadı.”; “Eylem tartışmasız olarak tatmin edici bir başarıyla yerine getirildi.”
İnanabiliyor musunuz? Ülkede yaşayan vatandaşların-onların deyimi ile “yurttaşların”- %80’inin ruhunun bile duymadığı, ülkedeki doktorların %90’ının aktif olarak katılmadığı, eylemin farkında olan vatandaşların %80’inin olaya tepkili olduğu, Hükümetin ve Bakanın ciddiye bile almadığı bir “G(ö)revi” başarı olarak yansıtılıyor. Eylemi bitirirken de “efelenmeyi” elden bırakmıyorlar ve “Bugün eylemimizi sonlandırıyoruz. Ancak, herhangi bir idari soruşturma ve disiplin işlemi; kararımızı hızla gözden geçirmemiz ve gereğini yapmamız nedeniyle açık uçludur.” diyorlar. Yazık. Biz, “eylemci kanatta” yer aldığımız eski günlerde himmetimizi çok daha âli tutar, bu kadar çabuk tatmin olmazdık. Muhtemelen onlar da memnun değiller durumdan ama “ağlayamadıklarından gülüyorlar.”
Bu süreçte güzel olan bir şey vardı ki, o da asistanlara uygulanan zulüm ve haksızlık biraz olsun düzeltilme yoluna girdi. Malumunuz, bunun da sebebi hem taleplerin makul olması hem de eylemin TTB güdümlü olmamasıydı.
Birliğin internet sayfasında dikkatimi çeken, çok güldüğüm ve sizinle paylaşmak istediğim bir konuya değinerek yazımı bitirmek istiyorum. TTB grev yapmaya karar verince eylemlerine yasal dayanak yanında bir de etik dayanak bulmaya çalışmış ve 4-5 Nisan 2008 tarihleri arasında Ankara’da gerçekleştirdikleri Türk Tabipleri Birliği Etik Bildirgeler Çalıştayı’nda aldıkları “hekim sorumlulukları bağlamında iş bırakma eyleminin meslek ahlakına uygun olduğu” kararına atıfta bulunmuş. Haberde, “TTB Etik Kurulu, TTB Hukuk Bürosu, tabip odalarından temsilciler, 36 uzmanlık derneği, 11 tıp etiği ana bilim dalı, Ankara Barosu, İstanbul Barosu ve Türk Hemşireler Derneği tarafından hazırlanıp kabul edilen “İş Bırakma Eylemi” bildirgesinde, sağlık hizmeti sunumundaki eşitsizlikler ve özlük haklarındaki kayıplar iş bırakma eylemini meslek ahlakı açısından haklı kılan gerekçeler olarak belirlenmiştir.” denmiş.
Çalıştay’a katıldığı iddia edilen 36 uzmanlık derneği ve diğerleri beni ilgilendirmiyor da, bu bildirgeye imza atarak “Tıp Etiği” disiplinini böyle ideolojik eylemlere alet ettiği iddia edilen 11 tıp etiği ana bilim dalını merak ettim. Biliyorum ki, 2008 yılında ülkemizde tıp etiği alanında uzmanlaşmış 11 tıp etiği ana bilim dalı başkanı yoktu (Dönemin TTB Etik Kurul Başkanı da bir enfeksiyon hastalıkları uzmanıydı. 1994’ten bu yana da sadece 2 dönem tıp etiği uzmanlarına başkanlık görevi verdiler bu kurulda). Hele ki böyle bir bildirgeye imza atacak ana bilim dalı başkanı “uzman etikçi” sayısı bir elin parmakları kadar yoktu. TTB’yi bu bildirgeye imza koyan ana bilim dallarını açıklamaya davet ediyorum. Umarım benim başkanı olduğum ana bilim dalını da 11’ler arasında saymazlar. Eğer sayarlarsa ana bilim dalının kapısına şunu yazarım artık: “Grev ve İş Bırakmalar İçin Uygun Fetva Verilir!” Malum YÖK ve Sağlık Bakanlığı el ele verip bizim gibi temel tıp bilimleri çalışanlarını her türlü döner sermaye, ek katkı ve performanstan mahrum bırakmış durumdalar. Biz de ‘uygun fetvalar’ vererek performans göstermiş oluruz. Ama bilmem, “Ek Katkı Düzenleme Komisyonu” bunu performanstan sayar mı…