Bilim insanı alçakgönüllü, sözüne güvenilir, tolerans sahibi, çalışkan, görevini kutsal bilen, düzgün davranan kimsedir. Mesleğinde ne kadar başarılı olursa olsun, davranışlarına yansıyan tevazu süreklilik gösterir. Eğer ki bu tevazunun yerini kibir alırsa, bu davranışların onu kısa zaman içerisinde zor ve yıpratan durumlara kaçınılmaz olacaktır.
Kibir büyüklük taslamak, kendini merkezden uzak tutma şeklinde karşımıza çıkar. Kibirde kendini üstün görmek, benliğe üstün değer verme ve güçlü olduğunu sanmak düşüncesi de vardır.
Kibir kendini "Ben" kelimesi ile belli eder. Bencillik de aynı kibir gibi bu kelimeyi kullanır, kendini saklamak için. Kendimizi tanımlamak için vazgeçilemez, ama aşırıya kaçtığında ise oldukça olumsuz şeyler barındıran ilginç bir kelimedir "Ben". Ne kadar nefsimizden arınırsak, bu kelimeyi o kadar az kullanmaktayız. Ya da bunun tersi "ben" kelimesini ne kadar az kullanırsak nefsimizden arınmamız o kadar kolay olmaktadır. Bütünden parçaya ya da parçadan bütüne
Tasavvufta gördüğümüz bu tablonun her ikisi de iyi bir gidiş yoludur.
"Gururlu" ve "Mağrur" sözcüklerinin anlamlarında kendi ile iftihar etme ve kendini beğenme ön planda olmakla birlikte, bu sözcüklerin kibir ile eş değer kullanılması söz konusu olabilmektedir. Elde edilen bilimsel bir başarının ve takdirle karşılanan bir eserin oluşturulması sonucu duyulan bir "haz" duygusunun ya da diğer bir ifadeyle kontrollü bir gurur duygusunun aşırı hale gelmesi kibir duygusunu doğurmaktadır.
Burada gıpta ile kıskançlık benzeri bir nüans farkı bulunmaktadır.
Felsefi açıdan bakıldığında ise kibir gerçekten de büyük ve üstün oluştan değil, aslında olmamaktan ileri gelmektedir. Kibir, duyulan bir aşağılık duygusunun, bencillik ile kıskançlığın karışımının bir ürünüdür. Bu duyguyu tevazuyu yok eden, insani duyguları aşındıran manevi bir hastalık olarak da tanımlamak mümkündür.
Bilim insanında gurur ve kibirin benliğini ele geçirmiş olması sonucunda kişi kendisinin sahip olduğu üstünlüklerin çok fazla olduğunu, aynı bilim ortamında bulunan diğer çalışma arkadaşlarında ise bu niteliklerin bulunmadığını düşünür. Bu durum kişiyi bilimsel ilerlemesini durduran bir sürece sürükler. Kibirli bir bilim insanının mağrur davranışları, üstünlük edalarının boyutlarının artması, kendini çevresine emirler veren, saygısız, zulüm sahibi bir konuma da sürükleyebilir.
Bilimsel olarak yetersiz olan, fakat tesadüflerin bazı konumlara taşıdığı kişilerde ise durum çok ciddi boyutlardadır. Voltaire’nin veciz sözü "Küçük insanların büyük gururları olur" benzeri, bu duyguların davranışlara yansıması ise tarif edilemeyecek gülünç sahneleri çevresine yaşatır.
Övünmek ve övülmeyi beklemek, başkalarının kendisinden üstün olmaması için bilgi ve beceriyi engelleyerek bu yetenekli kişileri başkasının gözünde küçük düşürmeye çalışmak en sık görülen hareket biçimidir.
Burada vurgulamak istediğim bir husus, kibir ve onurun karıştırılmaması gerekliliğidir. Onur insanı yücelten bir kavramken, kibir ve gurur tedavi edilemeyen, kişide kökleşmiş ilerleyici tip bir sosyal düşünce patolojisidir.
Kibir ve gurur psikozları kişinin kendi benliğine karşı duyduğu ya da tasavvur ettiği değeri veya gücü başkalarına karşı göstermek istemesinden kaynaklanmaktadır.
Bilim insanı topluma önder, ölçülü ve kişilikli davranan, alçak gönüllü, düşünceye saygılı, tolerans ve basiret sahibi, aşırı hırstan arınmış, akılcı, paylaşımcı, ön yargısız ve ağırbaşlı kişidir. Kibir ve gurur, bilim insanı kavramı ile bağdaşmaz ve kabul edilemez.
"Kibir ve paylaşmayı bilmemek bütün güzel özellikleri örter" deyişiyle sizlere veda ediyorum.