Geçtiğimiz aylarda ülkenin çok satan gazetelerinden birisinde çıkan “Türk hastanelerinde hastalara papaz hizmeti” başlıklı haber dikkat çekiciydi. Habere göre İstanbul’daki üç özel hastane, Hıristiyanlar için din hizmetleri vermeye başlamış. Bu hastanelerde tedavi gören hastaların talebi halinde, Ermeni Patrikhanesi’ne başvurularak din adamı isteniyormuş. Patrikhane de bir din adamını hastaneye göndererek hastaların dinî taleplerini karşılıyormuş.
Haberde, Sağlık Bakanlığının “Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliği”ne göre, hastanelerde hastalara hizmet için din adamı bulundurma mecburiyeti olduğundan bahisle Türkiye Ermenileri Patrik Genel Vekili Aram Ateşyan’ın, “Özel hastanelerin böyle bir hassasiyet göstermesinin son derece sevindirici olduğu” sözünü aktararak, “Patrikhane olarak kendilerine hizmet vermekten mutlu olduklarını, önemli bir boşluğun doldurulmuş olduğunu” söylediğini ifade etmiş.
Haberde sözü edilen Yönetmeliğin “Dini Ödevlerin Yapılma fiekli” başlıklı 193. Maddesi şöyle diyor: “Kurumlarda rastgele yerlerde ibadet edilmez. Kurum olanakları müsait olduğu takdirde hastalardan ibadetlerini yerine getirmek isteyenlere yer ayrılabilir. Agoni halindeki (ölümcül) hastalara hangi din ve mezhepten olursa olsun istenildiği takdirde dini telkin ve dualar yapmak üzere bir din adamı davet edilebilir.” Haberde yer verilmemiş ancak esas olarak bu konu Sağlık Bakanlığı’nın 1998 senesinde yayımladığı “Hasta Hakları Yönetmeliği”nde daha detaylı olarak yer almakta. Bu Yönetmeliğin “Dini Vecibeleri Yerine Getirebilme ve Dini Hizmetlerden Faydalanma” başlıklı 38. Maddesi şöyle der: “Sağlık kurum ve kuruluşlarının imkânları ölçüsünde hastalara dini vecibelerini serbestçe yerine getirebilmeleri için gereken tedbirler alınır. Kurum hizmetlerinde aksamalara sebebiyet verilmemek, başkalarını rahatsız etmemek ve personelce düzenlenip yürütülen tıbbi tedaviye hiç bir şekilde müdahalede bulunulmamak şartı ile hastalara dini telkinde bulunmak ve onları manevi yönden desteklemek üzere talepleri halinde, dini inançlarına uygun olan din görevlisi davet edilir. Bunun için, sağlık kurum ve kuruluşlarında uygun zaman ve mekân belirlenir. İfadeye muktedir olmayıp da dini inancı bilinen ve kimsesiz olan agoni halindeki hastalar için de, talep şartı aranmaksızın, dini inançlarına uygun olan din görevlisi çağrılır…”
Hatırlayanlar olabilir, bu Yönetmelik 1998 senesinde çıktığında ülkemizde ‘kıyamet kopmuş’ başta Türk Tabipleri Birliği (TTB) olmak üzere pek çok sivil toplum kuruluşu, akademisyen ve siyasi parti temsilcisi, hükümeti ve Bakanlığı topa tutmuştu. “Din adamının hastanelerde ne işi vardı?” O günlerin “fiubat Soğuğu”nun en keskin hissedildiği günler olduğu düşünüldüğünde o zamanki tepkilere anlamak mümkünse de, o günden bu yana bu ‘hakkı’ hastalara teslim etmek adına hiçbir çaba sarf edilmediğini görmek bir o kadar hayret verici. En keskin hasta hakları savunucuları bile bunu dillendirmeye yanaşmadılar. Kendilerini ‘Muhafazakar Demokrat’ olarak nitelendiren bir hükümetin Sağlık Bakanlığı da pek çok ‘hasta hakkının’ üzerinde ısrarla dururken bunu görmezden geldi.
2006 senesinde Amerika’da Cleveland Eyalet Üniversitesinin davetlisi olarak bulunmuş ve 3 farklı üniversitede dersler ve konferanslar vermiştim. Konferans vermek için davet edildiğim yerlerden birisi de meşhur Cleveland Clinic’di. Konferansı dinlemeye gelenler arasında bulunan din adamı kıyafetli bir grup dikkatimi çekti ve kendileri ile toplantı sonrasında tanıştık. Meğer onlar, Cleveland Clinic’in kadrolu din adamlarıymış. 19 tane Hıristiyan (farklı mezheplerden) ve 6 tane Yahudi din adamı 24 saat ‘icapçı nöbetçi din adamı’ olarak görev yapıyorlarmış. Her hangi bir hasta talep ettiğinde 24 saat ‘dini hizmet’ vermek üzere istihdam edilmişler.
Varmak istediğim nokta şu; Böyle bir hizmeti, her ne kadar yönetmelikle teminat altına alınmış bir yasal hak olsa da, devlet hastanelerinin vermesi günümüz Türkiye’sinin konjonktüründe mümkün görünmüyor. Bakanlık başında bunca gaile varken yeni bir ‘cephe’ daha açmak istemez. Ancak, eğer arzu ederse özel sektörün önünde bu anlamda bir engel bulunmuyor. Bu yüzden ben bütün özel hastanelere bir çağrıda bulunmak istiyorum. Var mısınız gelirinizin %95’ini elde ettiğiniz Müslüman hastalar için böyle bir hizmet başlatarak onların Yönetmeliklerle teminat altına alınmış bu haklarını teslim etmeye?
Kimse, “İslamiyet’te ruhban sınıfı yoktur, herkes Allahtan isteyeceklerini aracısız olarak ister.” kolaycılığına kaçmasın. Zira sadece duadan bahsetmiyorum, işin daha pek çok ‘teknik yönü’ var. Araştırırlarsa öğrenirler. Eğer öğrenemezlerse yüz yüze görüşmek şartıyla bedelsiz olarak danışmanlık vermeye hazır olduğumu bilmelerini isterim. Sağlık Bakanlığının uyguladığı şekli ile Hasta Haklarına karşı olan birisi olarak benim de çorbada bir tuzum olsun istedim.