İslam dünyası, tarihte hiçbir zaman bu kadar çaresizlik yaşamadı. Zaman zaman sıkıntılar, zulümler ve işgaller olmuştur. İslam coğrafyası saldırılara maruz kalmış, Müslümanlar katledilmiş ve İslam medeniyetinin izleri silinmek istenmiştir. Kitaplar ve kütüphaneler yok edilmiş, soykırımlar yaşanmıştır. Bugün Ortadoğu’nun kalbinde yaşanan olayları tarihte emsali olmayan ve olanı tanımlamak için kelimelerin yetersiz kaldığı bir durum olarak ifade etmek mümkündür. Neden mi? Her şey açık ve gözler önünde. Gazze’deki durumu nitelemek için; Savaş mı? Bu kavram çok basit kalır. Zira savaşın da bir hukuku ve ahlakı vardır. Zulüm mü? Masum bir kelimedir olup bitenin karşısında. Soykırım mı? Terimsel anlamıyla yetersiz ve kifayetsiz. Vahşet mi? Bu kelime bile çocukların çığlıkları karşısında sıvışmaya mahkûmdur. Sanırım Gazze’deki durumu an itibarıyla lügatımızda tanımlayacak kelime bulunmamaktadır. Olayı tanımlamak için kelimeye de aslında ihtiyaç yoktur. Çünkü kelime bulunsa bile onu duyacak kulak, anlayacak yürek ve tahammül edilecek bilinç yoktur. Gazze’de 7 Ekim’den beri yaşanılan bu mezalimi dünya ve Müslüman ülkeler ne hazindir ki sadece izlemektedirler. Burada dünyadan kastımız seyirci olan ülkelerdir. Çete ve haremi siyonistlere her türlü desteği verenler, bu vahşetin ortakları ve kahramanlarıdır! Batı dünyası, savaş hukuku, kadınlara verilen değer, çocukların yaşam hakkı, basının dokunulmazlığı, hayvanlara merhamet bunların sadece söz ve kâğıt üzerinde yazılan yazılar olduğunu bir kez daha gösterdi. Bunlar süslü kelimeler, içi boş sözler veya batının beyaz çocuklar için geçerli değerler. Batı şaşırtmadı, kendine yakışanı yaptı ve yapıyor da. Bu anlamlı ve tek yönlü değerler ve kavramlar helvadan yapılan putları hatırlatıyor bana. Hz. Ömer’in ifadesi ile acıkınca yenilen değerlerdir bu değerler. Belki de Batının ürettiği değerler sadece batılılar ve bâtıllar için geçerlidir. Nitekim Birleşmiş Milletler cemiyeti, zalimi ve güçlü olanı korumak için kurulmuştu ve kuruluş felsefesine uygun hareket etmektedir. Ah Gazze, dünyanın gerçek yüzünü gösteren bir ayna oldun. Ey Filistin! batının zalimi, mazlum gösterme şark kurnazlığının nasıl bir şey olduğunu bir kez daha ortaya çıkardın. Fransa’nın başkenti Paris’te, 17 kişinin ölümüne yol açan saldırıyı protesto etmek için dünya liderleri yürümüştü vakti zamanında. En önde FKÖ lideri ve darbeci General Abdülfettâh es-Sisî vd. vardı. Elbette haksız yere hiç kimse ölmesin. 17 kişi değil 50 bine yaklaşan masum insanların katline ve katliamına karşı niye yürüyüş düzenlemediniz Ey Dünya liderleri! Yoksa Gazze’dekiler insan değil mi? İnsan olmak için Fıransa’da mı Doğmak gerekiyor. Ya Arap ülkelerini yöneten yöneticiler için ne söylenmeli. Acziyetinizi ve zilletinizi inan ki tarih affetmeyecektir. İktidarınızı kaybetme korkusu veya ekonomik çıkarlarınızın sendelemesini istemediğiniz için mi sesiz kaldınız acaba? Kölelik bir tercih mi zorunluluk mu elbette bunu bilemeyiz. Ama bildiğimiz bir şey vardır ki, Müslüman olmayan bir Afrika ülkesi kadar bile olamadınız. Yönettiğiniz halkın neden sizden nefret ettiğini ve sizden kurtulmak için dua ettiklerini anlamış değil ya da anlamak istemiyorsunuz. Körfez zenginleri, biriktirdiğiniz servetinizi maalesef Filistinli çocuklara ulaştırabilme kabiliyetinizi gösteremediniz. Hani Araplarda asabiyet vardı, ona bile şahit olamadık. Allah’a olan korkunuzun önüne her türlü korkuyu, kaygıyı ve gelecekle ilgili endişelerinizi geçirdiniz. Çok şeyi; aslında her şeyinizi, onurunuzu, heybetinizi ve her şeyden önemli olan merhametinizi kaybettiniz. Afganî’nin Hindistan’daki insanlara söylediği cümleyi Gazze için de uyarlayabiliriz: “Ey Müslümanlar! Siz insan değil de sinek olsaydınız, vızıltınız İngilizlerin kulağını sağır ederdi! Ey Hintliler! Sizler su kaplumbağası olsaydınız İngiltere adasını yerinden söker denize batırırdınız!” Müslüman coğrafyada eğitim faaliyeti icra eden üniversiteler, Gazze’de üniversite hocaları ve öğrencileri katliama maruz kalırken sessizliği tercih ettiniz. Bilemeyiz belki Batı dünyasındaki üniversitelerin vicdan hareketi başlatmalarını beklediniz. Müslüman coğrafyanın akademisyenleri ise Batı üniversitelerindeki anti insani uygulamalar karşısında dayanışma bildirilerini yayımlama yarışına girdiler. Gazze’de öldürülenler Profesörler, Doçentler ve Doktor öğretim üyeleri değil miydi? Neyi beklediniz? Niçin beklediniz? Çifte standartlık üniversitelerin özgünlüğüne zarar vermiyor mu? Kısa bir bildiri metnini yayınlamak için üç gün üzerinde çalıştınız da ne oldu? Yazım ve noktalama hassasiyetiniz Gazze’deki ölümlere nokta olabildi mi? Tüm bu yazdıklarımın tenkidinden uzak olanların olduğunu bilmekteyim. Onlar insanlık görevini yaptılar. Gazze’de olanlara karşı duyarlı olmak için Müslüman olmak şart değil insan olmak yeterlidir. İnsani ve vicdanını harekete geçirenlere selam olsun.
305
2 yorum
Çok güzel ve anlamı bir yazı olmuş Hocam . Yüreğinize sağlık.
Teşekkür ederim