John Dewey kimdir?
John Dewey, 1859 ile 1952 yılları arasında yaşamış Amerikalı bir filozof ve eğitimcidir. Pragmatizm akımının önde gelen temsilcilerinden biri olan Dewey; deneyim, düşünme ve öğrenme ilişkisini merkeze alan eğitim anlayışını savunmuştur. Dewey’e göre eğitim; yalnızca bireyi geleceğe hazırlayan bir araç değil, yaşamın kendisidir. Bu nedenle, Dewey, öğrenme sürecinin ezberleme yoluyla değil, öğrencinin yaşantılarından hareketle, yaparak ve yaşayarak gerçekleşmesi gerektiğini savunmuş, öğrenci merkezli ve etkin katılıma dayalı bir eğitim modeli benimsemiştir. Dewey, eğitimin demokratik bir toplumun temeli olduğunu vurgulayarak, okulun bireylerin toplumsal yaşama hazırlanmasında oynadığı rolü öne çıkarmıştır. Eğitim kurumlarının, bireyleri sadece bilgiyle donatmakla kalmayıp, aynı zamanda eleştirel düşünme becerilerine sahip ve topluma katkı sağlayan yurttaşlar olarak yetiştirmesi gerektiğini savunmuştur.
1924 yılında ne oldu?
1924 yılında yeni kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti’nin modernleşme ve batılılaşma süreci çerçevesinde doğrudan Mustafa Kemal Atatürk’ün çabaları ile eğitimin yeniden yapılandırılmasına yönelik çabalar hız kazanmıştı. Dönemin Maarif Vekâleti aracılığı ile uygulanacak eğitim reformunu bilimsel temelli bir yaklaşım içinde ele almak ve dünyaya entegre olmuş bir sistem kurmak amacıyla, John Dewey Türkiye’ye davet edildi. 1924 yılının yaz aylarını Türkiye’de geçiren Dewey, yaklaşık iki ay boyunca başta İstanbul ve Ankara olmak üzere çeşitli şehirlerdeki okulları ziyaret ederek hem paydaşlarla görüşmeler yaptı hem de mevcut eğitim sistemiyle ilgili gözlem notları tuttu. Bu ziyaretin sonucunda Dewey, “Türkiye Maarifi Hakkında Rapor” başlığı ile ülkemizdeki eğitim sistemine yönelik çeşitli ve ayrıntılı değerlendirmeler yaptı ve bazı önerilerde bulundu. Hazırlanan bu rapor, sadece bir durum tespiti olarak değil, aynı zamanda Türkiye’nin toplumsal, ekonomik ve kültürel koşullarını dikkate alarak uzun vadeli bir eğitim vizyonu olarak karışımıza çıkmaktadır. Raporda sunulan öneriler; öğretmen eğitimi, uygulamalı öğrenme, kırsal alanlara yönelik eğitim politikaları ve mesleki-teknik eğitimin geliştirilmesi gibi temel alanlara yoğunlaştı.
John Dewey ne dedi? Aslında ne oldu?
Dewey, hazırladığı raporda öncelikle öğretmen eğitimi konusuna odaklanarak öğretmeni, sadece bilgi aktarımı sağlayan değil, pedagojik yeterliliklere sahip, uygulama açısından deneyim kazanmış ve içinde yaşadığı topluma duyarlı birey olarak tanımladı. Dewey’e göre öğretmen, hem kuramsal bilgiye sahip olmalı hem de uygulamaya yönelik iş ve işlerde de donanımlı olmalıydı. Öğretmenlik, sadece mezun olununcaya kadar değil aynı zamanda meslek içindeyken de gelişim göstermeye açık bir meslek olarak ele alınmalıydı. Ancak öğretmenlik, bir döneme kadar Millî Eğitim Bakanlığı, bir dönemden sonra da Yükseköğretim Kurumu tarafından yapılandırılan öğretmenlik eğitimi, çoğunlukla bir derinlikten uzak, öğretmeye yönelik bilgi ve becerilerden uzak, sınav merkezli, profesyonellikten ziyade istihdam odaklı bir meslek haline geldi. Hizmet-içi eğitim programları da gelişimi bir yana bırakalım, bazı prosedürleri tamamlayarak atlatılması gereken tuhaf bir duruma dönüştü. Son dönemlerde kurulması tasarlanan Millî Eğitim Akademisi de üniversitelerden rol çalarak öğretmen eğitimini yepyeni bir kaosa sürükledi.
Dewey’e göre köy okulları, yalnızca belirli konularda eğitim veren kurumlar değil, tarım, sağlık, halk eğitimi ve kooperatifçilik gibi geniş bir yelpaze ile kırsal kalkınmanın merkezleri olmalıydı. Dolayısı ile bu okullarda hizmet verecek öğretmenler de bu beklentilere göre yetiştirilmeli ve uygulanacak eğitim programları da bu amaçlara hizmet etmeliydi. Gerek halk evleri gerekse köy enstitüleri ile başlayan bu yolculuk, anılan kurumların politize olması ve köylülerle olan değer ve doku uyuşmazlığı nedeni ile hazin bir şekilde sona erdi. Bir yandan kırsal kesimde yaşayan insanlar, büyük şehirlere göç etmeye başlarken köy nüfusunun azalması, birçok ilkokulun kapanması ile sonuçlandı. Böylece kırsal kalkınmadaki başarısızlık, köyde kalan çocuklar için hazin bir kültürel kopuş ve fırsat eşitsizliği olarak sonuçlandı.
Dewey’e göre eğitim; öğrencilerin bireysel yeteneklerine, meraklarına, beklentilerine ve ilgilerine göre verilmeliydi. Böylece öğrencilerin öğrenme sürecine aktif olarak katılmalarını ve öğrenmenin deneyimlere dayanması mümkün olacaktı. Çünkü bilgi ancak aktif katılım ve anlamlı yaşantılar içinde edinilebilirdi. Çünkü bilgi ancak aktif katılım ve anlamlı yaşantılar içinde edinilebilirdi. Bugün, kâğıt üzerinde her şey kusursuz görünürken ve sözde öğrenci merkezli eğitim verilirken ezberleme eğitiminden bir türlü kurtulamadığımızı ve öğretim merkezli sistemden uygulamada bir türlü vazgeçilemediğini görüyoruz. Bunun sonucu da sınav odaklı bir yapı ile öğrencilerin eleştirel düşünme, sorgulama ve problem çözme becerileri açısından oldukça yetersizlik içinde olması…
Eğitim ayrıca toplumun ekonomik ihtiyaçları ile örtüşmeli ve öğrenciler bu gereksinimlere göre yönlendirilmeliydi. Bu amaçların gerçekleştirilmesi için de mesleki okullar yaygınlaştırılmalıydı. Böylece sadece bölgesel değil ulusal gelişmişlik için de uygun planlara göre hareket edilmeliydi. 28 Şubat Darbesi sürecinde sırf İmam-Hatip Okullarını kapatma uğruna mesleki eğitimin köküne kibrit suyu döken zihniyet artık geride kalmış, günümüzde mesleki eğitim okulları yaygınlaşmış ve iyi örneklere ulaşılmış olmakla birlikte bölgesel ve ulusal kalkınma açısından planlamaların ve bu planlamalara bağlı istihdamın yeterli ölçüde sağlandığını söylemek oldukça zor. Günümüzde öğrenci nüfusunun büyük çoğunluğu normal liselerde öğrenim görmekte, üniversitelerin giriş kapılarında büyük kalabalıklar oluşmakta, üniversite mezunlarının iş bulmakta zorlanmakta ve en acısı da birçok sektörde ara eleman temini mümkün olmamaktadır.
Dewey, raporunda okulları, yalnızca öğrencilere bilgi aktarılan binalar değil, halkla iç içe olan, sağlık, sosyal hizmet, üretim ve toplumsal bilinçlenme işlevleri gören merkezler olarak ele aldı. Böylece eğitimin, sadece öğrencilerin değil tüm vatandaşların topluma katkı sağlaması açısından fırsatlar sunması sağlanmalıydı. Henüz yapay zekânın adı bile yokken Cahit Arf’in Makine düşünebilir mi ve nasıl düşünebilir? konulu bir konferansı Üniversite Çalışmalarını Muhite Yayma ve Halk Eğitimi çerçevesinde Atatürk Üniversitesinde halka anlattığı 1959 yılından beri geçen zaman içinde okullarımızın sadece sınavlara hazırlık için açık tutulan, toplumdan kopuk ve kapalı kurumlara dönüşmüş olması oldukça trajik…
Dewey’e göre eğitimde genel ilke ve politikalar merkezi olarak belirlenmeli, ancak uygulamada yerel şartlara uygunluk gözetilmeliydi. Yerel ihtiyaçlar; coğrafi, ekonomik ve kültürel farklılıklar eğitim programlarına yansıtılmalıydı. Vakti ile İstanbul’un Küçükçekmece ilçesinde çalıştığım bir ortaokulda Tarım dersi (!) okutmuş bir öğretmen olarak iki çenekli bitkilerden bahsederken öğrencilerimin yüzlerindeki ifadeyi asla unutamam. Oysa ülkemizdeki merkeziyetçi eğitim sisteminin yerel, kültürel ve sosyal dinamikleri içerecek desenlenmesi, hem bölgesel ve yerel gelişim hem de istihdam çeşitliliği açısından oldukça faydalı olabilirdi.
Son olarak Dewey, eğitimde düşünülen ve tasarlanan reformların acele ile değil uzun vadeli ve ayrıntılı planlar doğrultusunda sadece ilgili konularda uzman bireyler tarafından kademeli olarak hazırlanmasını savundu. Ancak bu tatlı hayal, eğitim dünyamızda asla gerçekleşmemiştir. Eğitime yönelik adımlar, ülkemizde maalesef kısa vadeli, siyasetin gerektirdiği koşullara uygun zeminde olmuş, kuram ve uygulama arasındaki ilişki doğru şekilde kurulamamış, bilimsel araştırmaların sonuçları hiçbir zaman dikkate alınmamıştır. Eğitimde atılacak küçücük bir adımın etkilerini yıllar sonra gözlemlemek mümkünken hem siyasi hem de bürokratik baskı ile sürekli ve gereksiz değişim de sistemi baskı altında tutmakta ve belirsizlikler oluşturmaktadır. Son dönemlerde özellikle öğretmen atamalarında yapılan geçerliliği ve güvenilirliği düşük mülakat sınavları ve öğretmen eğitiminin zemininin üniversitelerden bakanlık inisiyatifine kaydırılması, eğitimde tasarlanan reform hareketlerinin ne ölçüde özensiz olduğunun somut bir örneği olarak karşımızda durmakta…
Ve sonuç
John Dewey’in 1924 tarihli raporu, ülkemizdeki eğitim bağlamında kapsamlı ve vizyoner bir yol haritası sundu. Raporda sunulan ve yukarıda tartışılan temel önerilerin bugün de geçerliliğini koruduğunu rahatlıkla söylemekle birlikte bu önerilerin büyük oranda uygulamada başarısız olduğunu görmek oldukça üzüntü verici… Bu yüzden, geçen her dakikanın ülkemizin geleceğinden çalındığını bilerek bir yüzyıl daha kaybetmemek adına bilimin ve bilginin ışığında gerekli adımların atılması, Türkiye Yüzyılındaki en temel ve acil görevi olmalıdır.
Kaynak:
Dewey, J. (1939). Türkiye Maarifi Hakkında Rapor. Devlet Basımevi, Istanbul. https://acikerisim.tbmm.gov.tr/server/api/core/bitstreams/1521fed2-0c14-4548-9f3b-4241e6116a50/content
1 yorum
Tarihsel süreç içerisinde harika bir çözümleme ve buna bağlı anlamlı ve yapıcı öneriler.