Asrımız insanının iflah olmaz bir özelliği var: “Servet Biriktirme.” Bu özellik kapitalist sistemin insanımıza bulaştırdığı kötü bir hastalık. Bir Müslüman’da olmaması gereken kötü bir özellik. Çünkü önderimiz, baş öğretmenimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “İnsanoğlunun bir vadi dolusu altını olsa ikincisini ister. Onun gözünü topraktan başka bir şey doyurmaz.” “Biriktirme hastalığı”, insanın yaradılışında vardır. Çünkü insan yaradılışında hayra de şerre de meyyal yaratılmıştır. İnsan yaradılışından gelen bu kötü hasletini ancak imanı sayesinde yenebilir. Aksi durumda onun esiri olur.
Mal biriktirme sevdasında olan insanların öldükleri zaman servetlerini öbür dünyaya getiremedikleri hakkında onlarca ibretlik hadise anlatılır. Aklımda kaldığı kadarıyla geçmiş yıllarda bu konuyu anlatan şöyle bir şarkı da vardı. “Servetin ulaşsa da yüz milyarlara/ Kefeninin cebine sığmaz bir tek lira. ”Bu konuda Aşık Seyranı de şöyle demiştir: “Hesap ettim cümle dünya malını, neticesi bir top beze dayandı.” Kısaca dünyada ne kadar mal biriktirseniz biriktirin öbür tarafa bir tek lira getirmiyorsunuz. Sadece mirasçılarınızı sevindirirsiniz, onlar da miras paylaşımında kavga ederler. Yani onlara iyilik yapayım derken kötülük yapmış olursunuz. Bu konunun istisnası çok azdır. Miras paylaşımında kardeşler arasında kavganın olmadığı aile hemen hemen yok gibidir.
Bir insan ölünce mirasçıları bize ne miras bıraktı diye sorarlar. Öbür dünyada da buraya ne getirdi? Amel defterinde neler var? diye sorarlar. Yunus Emre ne güzel söylemiş:
“Mal sahibi mülk sahibi
Hani bunun ilk sahibi
Mal da yalan mülk de yalan
Git biraz da sen oyalan.”
Halkımızın şöyle bir sözü var: “Çok laf yalansız, çok mal haramsız olmaz.” Bu demek ki çok konuşursan bunun içine mutlaka yalan karışabilir. Çok malın olursa da bunun içine haram karışma ihtimali vardır. Dolayısıyla bunların hesabını da vermek oldukça zordur.
Peygamber (s.av.) efendimiz insanoğlu beş şeyin hesabını vermedikçe cennete gidemeyecektir demiştir. Bu beş şey:
1.Ömrünü nerede geçirdiğini
2.Gençliğini nasıl tükettiğini
3.Malını nereden kazandığını
4.Malını nereye harcadığını
5.İlmi ile ne amel ettiğini
Buradan şunu anlıyoruz. Sadece malını nereden, nasıl kazandığının değil, nereye harcadığının da hesabını vereceksin. Yani kısaca helalden kazanıp, helale harcayacaksın. Dolayısıyla mal biriktirme işi hesabı verilmesi zor bir konudur.
AHLİK; XIII. Yüzyılın ilk yarısından başlayarak XX. Yüz yılın başlarına kadar Anadolu’nun şehir kasaba ve köylerindeki esnaf ve sanatkar kuruluşlarına elaman yetiştiren, işleyiş ve kontrollerini düzenleyen bir kuruluştur. Bu kuruluşun ekonomik hayatımızı organize ettiği yıllarda iş ve ticaret hayatımıza çok katı kurallar getirilmiştir. Bu gün herhangi bir insan ahiliğin ticaret hayatına getirdiği kuralların biri hariç tamamını kabul eder. Örnek:
1.Hileli ve bozuk mal üretmeyeceksin.
2.Müşteriden fazla para almayacaksın.
3.Bir başkasının malını taklit etmeyeceksin.
4.Noksan tartmayacaksın ve bozuk terazi kullanmayacaksın.
5. Kalitesiz ve çürük mal satmayacaksın. vb. gibi
Bu gün her insan buna benzer ahiliğin bütün ilkelerini tereddütsüz kabul eder. Ama bir ahinin 18 dirhem gümüşten fazla serveti olmayacak. Şayet olursa onu infak edecek işte günümüzün insanı bunu asla kabul etmez. O “Haram helal ver Allah/ Yiyemesem al Allah “ misali haram helal demeden hep ver Allah der.
Ne kadar gerçektir bilinmez ama mal biriktirme sevdalısı insanlar ve onların hazin sonları için şöyle bir örnek anlatılır: “Lord Teshlid, İngiltere’nin en zengin adamlarından biriydi. Bazen devlete bile borç veriyordu. Malikanesindeki oldukça büyük ve korunaklı bir odayı servet kasası olarak kullanıyordu. Bir gün hazinesine girdi ve yanlışlıkla kapıyı üstüne kapattı. Oda çok özel inşa edildiği için ne kadar bağırıp çağırıp yardım istediyse de sesini duyuramadı. Zaman zaman eve gelmediği için evdekilerde arama gereği hissetmedi. Günler sonra cesedi bulunan Lord bir şekilde parmağını kesmiş ve kanıyla şu cümleyi yazmıştı: “ Dünyanın en zengin insanı açlıktan ve susuzluktan ölüyor. Dünya hayatında mal ve servetin her şeyi çözdüğünü söyleyenlere duyurulur. Mevlana’ya göre dünyada mal, mülk ve servet su gibidir. Geminin denizde seyredebilmesi ve yol alabilmesi için mutlaka su lazımdır. Ama geminin dışında olmalıdır. Su geminin içinde olursa gemi batar. İşte bu örnekteki gibi servet ve mal biriktirme gayesi insanın içine yerleşirse su alan geminin batması gibi insan da batar.
1 yorum
İnsanlar özellikle memur kesimi şuan deli gibi “make money” yapıyor, yemiyor, içmiyor harcamıyor. Banka kredileri düşeceğini biliyor. 3,4, 5. evlerini almak ve kiraya vermek için biriktiriyorlar, kredi peşinat hazırlığı yapıyorlar. Bazılarının 3,4, 5. evi depremde yıkılıyor ama aynı döngüye yine giriyorlar. hasta yaşıyor ama “make money” yapıyor. Tüm dişeri dökülse bile “make money” yapıyor. Bizim toplumumuz ev, araba dışında yatırım bilmemektedir. Bunları yığıyor !