“Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.” Nisa Suresi, 58. Ayet.
“Hak ile sabır dileyip, bize gelen bizdendir. Akıl ve ahlâk ile çalışıp, bizi geçen bizdendir.”
Ahi Evran
“İnsanların dürüstlüğü meslekleriyle değil, davranışlarıyla ölçülmelidir.”
Junius, İngiliz yazar.
“Yönetim işleri doğru yapmaktır, liderlik doğru işleri yapmaktır.”
Peter Drucker
“Siyasetle ahlâkı ayıranlar, ikisinden de bir şey anlamamışlar demektir.”
John Morley
“Zirvelerde kartallar da bulunur, yılanlar da. Ancak biri oraya süzülerek, diğeri ise sürünerek gelmiştir.”
Cenap Şahabettin
“Gelecek bürokrasinindir.”
Max Weber
Akademikakil.com’un bu ayki konusu olan Liyakatli İnsan Yetiştirme konusundaki görüşlerimi siz değerli okurlarımla paylaşacağım. Liyakatli insan gücünün temelleri:
- Doğru eğitim ve öğretim
- Pedagojik tecrübe
- Uyulması gereken açık etik kurallardır.
Arapça kökenli “liyakat” kelimesi, kendisine iş verilmeye uygunluk ve yararlılık durumu olarak tanımlanmaktadır. Ülkemizde liyakat deyince akla kamu görevlilerinin yetkinliği gelmektedir.
Liyakat sistemi ülkemizde anayasalarda, kanunlarda ve yönetmeliklerde düzenlenmiştir. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda da yer almaktadır. Buna karşılık, ABD’de spoils system vardır. Spoils system, kayırmacı sistem olarak çevrilirken, liyakat sistemi adı üstünde yetenek, beceri, hakkaniyet ve adalet üzerine inşa edilen kurallara göre istihdam edilen kamu görevlisini ifade etmektedir. Nepotizmi önlemenin yollarından biri liyakat sistemini güçlendirmektir.
Yağma sistemi (spoils system) terimi, eski New York Senatörü William Learned Marcy’nin 1828 yılındaki bir konuşmasından türetilmiştir. Marcy, dönemin ABD Başkanı Jackson’un kamu hizmetleri için parti taraftarlarını işe alması uygulamasını savunurken kullandığı “To the victor belong the spoils” (Ganimetler zaferi kazanana aittir) ifadesi sonradan bir deyim hâline gelmiştir.
Eski Mısır’da, Çin’de ve benzeri kadim medeniyetlerde bile kamu görevlilerinin belirleneceği sistem ve sınavlar uygulanmıştır. Bunu yazmamın sebebi, dünyadaki devletlerde kamu hizmetinin kamu görevlileri aracılığıyla yürütülmesi ve düzenin, milli güvenliğin bekası için devletlerin bunu riske atmamasıdır. Çin’de Han Hanedanlığı, Sun Hanedanlığı ve Song Hanedanlığı dönemlerinde Konfüçyüs öğretilerinin, ahlak, erdem, doğruluk ve adalet fikrinin esas alındığı sınavların yapıldığı kayıtlarda ve literatürde bulunmaktadır. Çin’de bürokrasi M.Ö. 2200’lere kadar uzanmaktadır. Dini değerler, ahlak ve erdem kavramları üzerine gelecek inşa etmeyi planlamışlardır.
Yakın dönemde ise Code Napoléon ve Prusya Kralı Frederick’in, devlet kadrolarına girmede hukuk öğrenimi görme zorunluluğunu koşul olarak belirlemesi, liyakat sisteminin şansa bırakılmadığını ve ciddiyetini kanıtlamaktadır. Bu dönemde kamu görevlilerinin tarafsız olmaları, girişte herkese eşit şans tanınması ve yarışmada eşitlik esası benimsenmiştir. Romalılarda MS 1. yüzyılda ücretli memurlar teşkilatı kurulduğunu görmekteyiz. Osmanlı’da ise ilmiye, seyfiye, mülkiye, kalemiye adı altında memur kategorileri bulunmaktaydı.
Avrupa’da 20. yüzyılın başında Weberyan bürokrasi şekillendi. Bruno Rizzi bürokratik kolektivizm teorisiyle bürokrasinin sosyalist versiyonunu geliştirdi. Warren Bennis ise bürokrasiyi işletme alanına yaymaya çalıştı. Alvin Toffler, gelecekte bürokrasinin numaralandırmayla yürütüleceğini öngörerek günümüz bürokrasisini adeta tahmin etmiştir. Taylor ve Fayol ise üretimi artırmayı amaçlayan örgütlenme sorunlarını ele alan ve uygulamaya geçiren yönetim teorisyenleridir.
Patronaj sistemi ise karşılıklı çıkar ilişkilerine dayalı bir sistemdir. Siyasi kayırmacılık ve bireysel kayırmacılık olmak üzere iki türü vardır.
Öyleyse bir kez daha soralım: Bürokrasi bir olgu mu, yoksa bir kurum mudur? Bu ayrımı netleştirmeden önce, bürokrasinin baskın güncel tanımını ortaya koymak gerekir.
Max Weber bürokrasiyi şu özellikleriyle tanımlamaktadır:
- Yasallıkla düzenlenmiş belirli ve sınırlı yetki alanlarına sahip olmak
- Bireysel olmayan görev hiyerarşisi ve kademeli yetki düzeyleri içermek
- Kamusal alanda “daire”, özel alanda “büro” olarak örgütlenmiş insan ve maddi araçlarla yazıya geçirilmiş dosyaların bütünü olmak
- Uzmanlık esasına dayalı mesleki memuriyet içermek
- Çalışanın tüm kapasitesinin kullanılmasını gerektirmek
- Hukuk, kamu yönetimi ve iş idaresini içeren teknik kurallar bütününün bilgisini gerektirmek
(Weber 2004: 290-293; Duverger, 1975: 291-292)
Meritokrasi, 1958’de yayımlanan Michael Young’un Meritokrasinin Yükselişi kitabında ele alınmaktadır. Code Napoléon, kamu hizmetlerinin giderek teknik ve detaylı bilgi gerektirdiğine dair önemli bir örnektir.
Meritokrasi, insanların yetenek ve liyakat temelinde seçildikleri, başarı, güç ve etki pozisyonlarına getirildikleri sistem, organizasyon veya toplum yapısıdır. Meritokrasi, yeteneklilerin ve zekilerin hiyerarşik anlamda yukarıya yükseldiği toplumsal düzendir.
İngiltere’deki Meritocracy Party, beş maddeden oluşan bir manifesto yayımlamıştır. Bu maddeler meritokrasi anlayışının daha net kavranmasına yardımcı olmaktadır:
- Kayırmacılık yoktur: Ailenizin kim olduğu değil, sizin kim olduğunuz önemlidir.
- Yandaşçılık yoktur: Başkalarının sizin için ne yapabildiği değil, sizin ne yapabildiğiniz önemlidir.
- Ayrımcılık yoktur: Cinsiyet, ırk, din, yaş, geçmiş önemsizdir. Yetenek her şeydir.
- Eşit imkânlar: Herkes aynı noktadan başlar ve yeteneklerinizin sizi götürdüğü yere ulaşırsınız.
- Tatminkâr erdemler: En başarılı insanlar en yüksek tatmine ulaşır.
Karşılaştırma
Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı 2023 verilerine göre, ülkemizde toplam memur sayısı 5 milyon 101.189’dur. Bunun 3 milyon 467.000’i kadrolu, 277 bini sözleşmeli, 1 milyon 202.500’ü sürekli işçi ve 48 bini geçici işçi statüsündedir. Bunun çözümü, liyakati artırabilmek için memur ve kamu görevlisi kavramlarının İngiltere’de olduğu gibi ayrılmasıdır. Memur sayısının toplam istihdam içinde kamunun istihdamı %13.4’tür. OECD ortalaması %18.6’dır. Türkiye, 36 ülkede 31. sıradadır. Bu oranın en fazla olduğu ülkeler Norveç, İsveç, Danimarka, Finlandiya gibi sıralanmaktadır. Yalnız, oralardaki memur kategorisiyle bizdeki memur kategorisi farklıdır. Bu oranın makul gibi görünmesi, OECD’ye verilen kaba sayılardan kaynaklanmaktadır. Bu oran Japonya’da 4.5, Güney Kore’de 8.8, Almanya’da ise 11.1’dir. Bu oranlar daha gerçekçidir çünkü memur kategorileri farklıdır. Bazı ülkelerde memur ayrı, kamu görevlisi ayrıdır.
2024 verilerine göre, ilk çeyrekte memur sayısı 5.208.424’tür. Bu, toplam istihdamda kamunun istihdamı oranının %16.4’e ulaşmasını sağlamıştır. AB’de 2020 verilerine göre kamu görevlileri verilerine göre, kamu çalışanları en fazla Rusya’da %44.9, Mısır’da %40.4, Norveç’te %33, Fransa’da %31.5, Ukrayna’da, Suudi Arabistan’da, Kazakistan’da ve Moğolistan’da gelmektedir. ABD’de %12.9’dur. Güney Kore’de %14, Brezilya’da ise %12.5’tir. Ülkemizde toplam istihdamda kamunun istihdamı, dünya ortalamasıyla aynıdır. Burada önemli olan kalite ve niteliği, dolayısıyla liyakati artırmaktır.
2024 1. Çeyreğe Ülkemizde Kamu Görevlisi Sayıları:
Toplam | 5.238.424 |
Kadrolu Personel | 3.471.190 |
Sözleşmeli Personel | 378.013 |
Sürekli İşçi | 1.237.626 |
Geçici İşçi | 48.148 |
Diğer | 103.447 |
Ülkelerden farklı olarak, uluslararası kuruluşlarda çalışanlarda aranan liyakat ölçütleri çok kurallı ve denetlenebilir olduğu için bu kuruluşlarda liyakati zaafa uğratacak uygulamalara rastlamak zordur. Ülkemizde memur tiplerine ve kategorilerine aşağıda değineceğim. Örneğin, her 4 memurdan biri eğitim-öğretim sınıfındadır. Yakında uygulamaya girecek olan akademi sisteminde bunun olumlu sonuçlarının alınacağını umuyorum. Yine ülkemizde 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamındaki devlet memurları, yükseköğretim personeli, silahlı kuvvetler personeli ve hâkim-savcı memurluk kategorileri ayrıdır. Bunun dışında, 10’a yakın farklı memurluk sınıfı da bulunmaktadır. Kısaca, bu 4 ana memurluk sınıfı ve 10 memurluk sınıfının kendi içinde liyakat, adalet ve hakkaniyet esaslı tanımlanabilir görev tanımlarıyla birlikte liyakati artırmanın yollarını aramalıdır.
Şöyle ki; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Kanun önünde eşitlik” başlıklı 10. maddesinde: “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. (…) Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.” denilmektedir.
Ve yine Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Kamu hizmetlerine girme hakkı” başlıklı 70. maddesinde: “Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir. Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez.” denilmektedir.
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun “Temel ilkeler” başlıklı 3. maddesinde ise şu ifade yer almaktadır: “Bu kanunun temel ilkeleri şunlardır: Liyakat: (c) Devlet, kamu hizmetleri görevlerine girmeyi, sınıflar içinde ilerleme ve yükselmeyi, görevin sona erdirilmesini liyakat sistemine dayandırmak ve bu sistemin eşit imkânlarla uygulanmasında devlet memurlarını güvenliğe sahip kılmaktır.”
“Kamu hizmeti, kamu görevlileri ve politikacılar tarafından verilen görevleri ve alınan kararları yerine getirirken gerçekleştirdikleri faaliyetlerden oluşur. Başka bir deyişle, kamu yönetiminin verilen görevlerini yerine getiren kamu görevlileri sistemidir. Kamu görevlileri topluluğu, merkezi ve yerel kamu yönetimi kurumlarında çalışan kişilerden oluşur. Belirli bir ülkedeki kamu hizmeti kavramı ve kapsamı, kamu ve özel sektör alanlarını ve bunların ilişkilerini tanımlayan yasal çerçeveye bağlıdır. Birçok ülkede kamu hizmeti, üst düzey, orta düzey ve koordinasyon, bağımsız ve yardımcı kurumlarda çalışan kamu görevlilerinden oluşur. Ancak, farklı ülkelerdeki kamu hizmetinin kapsamı değişir. Araştırmacılar, farklı ülkelerin kamu hizmeti sistemlerini analiz ederken/karşılaştırırken bunları genellikle Batı Avrupa, Kıta Avrupası, Anglo-Amerikan, Anglo-Sakson, Doğu Avrupa, İskandinav, Akdeniz, Asya veya Afrika olarak kategorilere ayırırlar.” (Kaynak: Vainius Smalskys ve Jolanta Urbanovič. https://doi.org/10.1093/acrefore/9780190228637.013.160)
Liyakat ve kamu güvenliğini sağlamada en etkili kamu görevlileri sıralamasında dünyada İngiltere’nin başta geldiği bazı araştırmalarla sabittir. Bunun nedeni, İngiltere Kamu Hizmetleri Komisyonu’nun gayriresmi sınav ve mülakat yapmasıdır. Benzer yazılı sınavlar ve liyakati belirleyici araçların olduğu ülkeler arasında Fransa, İsveç, Hollanda ve Portekiz yer almaktadır. Bu ülkelerde yazılı sınav zorunludur. Almanya’da ise federal yönetim olduğu için eyaletler bazında sınav uygulanmaktadır. İsveç’te kamu görevlilerinin girdiği sınavlarda tüm bilgi ve belgelerin yayınlanması anayasal bir zorunluluktur. Kamu incelemesine açık olması, yapılan iş ve işlemlerin dürüst olduğunun kanıtlanmasıdır. Kanada ise İngilizce ve Fransızca konuşulduğu için bu dillere göre kontenjan ayırmaktadır. Liyakat sistemi, ülkelerin millî güvenliğini ve geleceğini koruma adına anayasalarda, kanunlarda, yönetmeliklerde veya kadim geleneklere göre düzenlenmektedir.
İngiltere’de yargıda görevli memurlar, parlamento memurları, polisler, silahlı kuvvetler personeli, ulusal sağlık sisteminde çalışanlar ve yerel yönetimde çalışanlar memur sayılmaz; kamu görevlisi olarak adlandırılır. Kamuya bağlı olmayan kuruluşlarda çalışanlar da memur sayılmaz. Statüleri farklıdır. İşe alma, iş akdini feshetme ve özlük hakları farklı düzenlemelere tabidir. İngiltere’de toplam 5 milyon 440 bin kamu görevlisi bulunmaktadır. Bunların 2 milyon 950 bini merkezi yönetimde, 2 milyon 180 bini yerel yönetimde ve 312 bini kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında istihdam edilmektedir.
Almanya’da ise 2019 verilerine göre 5 milyon kamu görevlisinin 1,7 milyonu adli personel ve memur statüsünde yer alırken, 3 milyondan fazlası kamu çalışanı olarak kabul edilmektedir. Yani Almanya’da memur ve liyakat sistemi, “memurlar” ve “kamu çalışanları” olarak iki ayrı kategoride incelenmektedir. Memurlar, liyakate göre sürekli bir statüde görev yaparken, kamu çalışanları belirli sürelerle ve belirli işlerde istihdam edilmektedir.
Bu hususta Gelibolulu, “… zamanımızda müderrislerin haftada dört derse devamları ve dânişmendlerin dersleriyle iştigal ve istifadeleri muhal oldu. Müderris vardı ki, ayda bir kerre derse varmaz, nice varsun ki, okutacak talebe bulunmaz ve bulunsa da kendisi ders vermeye kadir olmaz…” şeklinde yakınmaktadır. Yazımın başlığına “kifayetsiz muhterislerin meritokrasi’nin zıddıdır” diye yazmıştım. Bazı kişiler hem kifayetsiz hem de sınırsız arzu ve ihtiraslara sahiptir. Bu emellerini gerçekleştirmek için tüm kuralları ve değerleri alt üst etmede mahirdirler. Bunlara kapı açanlar da sorumludur. Gelibolulu Mustafa Ali’nin sözü 1600’de söylenmiş ve yazılmıştı. Aradan asırlar geçti, sanki günümüzü tarif etmiş gibi. Liyakat, adalet ve hakkaniyet ile görev şuuru kavramına gereken anlamları vermediğimiz müddetçe, olmamız gereken yerde olamayız.
Sonuç ve öneri; kamusal nimetin doğal olarak kamusal külfeti olacaktır. Bunu tercih edenler, bu duruma bilerek katlanmalıdır. Millî güvenliğin bir aracı olan memurlukta liyakat ve adalet önem arz etmektedir. Dünyadaki en iyi örnekleri bile alıp getirip uygulamak, o toplumun sosyolojik yapısıyla örtüşmezse başarılı olamaz. Bizim ülkemizde, bu kültürü adalet, eşitlik, hakkaniyet ve kul hakkı gibi erdemli davranışlarla hem kamuya alırken hem de kamu görevi sırasında öğretmemiz gerekmektedir.
Bu ayki konunun başlığında belirtilen liyakatli insan yetiştirmeden, tüm çocuklarımızın liyakat esasına göre yetiştirilmesi kastedilmektedir. Sadece eğitim ve kamu görevlisi alımında değil, hayatın tüm kesimlerinde liyakati esas almamız gerekmektedir. Çünkü toplumsal hayat, iktisattaki çarpan etkisi gibidir. Toplumun her kesimindeki insanların işinde ve mesleğinde kaliteyi gözetmesi, diğerlerini olumlu etkileyecektir. Eğitimde ve bürokraside kalite dediğimiz olgunun diğer sektörlerde karşılığı, TSE, ISO 9001, patent, tescilli marka, CE işareti gibi kavramlardır.
Selam ve saygılarımla.