Liyakat, felsefi açıdan ele alındığında hem bireyin yetkinliği hem de yaptığı işin mahiyetiyle doğrudan ilişkili olan bir erdem olarak görülmektedir. Ehliyet ve liyakat kavramları, bireyin bir işi yapma potansiyeline sahip olması (ehliyet) ve bu potansiyeli fiilen ortaya koyması (liyakat) şeklinde ayrıştırılabilir. Bir işin ehliyet olmadan anlam ifade etmeyeceği gibi, liyakatsizce icra edilmesi de o işin eksik, güdük ve etkisiz kalmasına neden olacaktır. Bu nedenle liyakat yalnızca bireysel bir erdem değil, toplumsal düzenin ve nihayetinde devletin güvenliğiyle doğrudan ilintili bir mesele olarak değerlendirilmelidir.
Ehliyet, Liyakat ve Erdem Arasındaki Bağ
Felsefi bağlamda ele alındığında, liyakat Aristotelesçi anlamda bir erdem olarak düşünülebilir. Zira Aristoteles’e göre erdem, insanın işini en iyi şekilde yapmasıyla ortaya çıkar. Burada iki temel nokta vardır: Birincisi, bireyin bir işte yetkin olması, yani o işe dair bilgi ve beceriye sahip olmasıdır. İkincisi ise, bu yetkinliğin uygulamaya dökülmesidir. Eğer bir birey herhangi bir işte ehil değilse, o işin ona verilmesi hem bireyin kendisine hem de topluma karşı bir haksızlık olur. Liyakat meselesinin kurumsal yapıların temelini oluşturması gerektiği açıktır. Toplumsal düzenin her alanında ehliyet ve liyakat prensibine dayalı bir yapılanma olmadığında, bireylerin yalnızca keyfî tercihlerle bir göreve getirilmesi, güvenlik açısından büyük bir tehdit oluşturur. Bu tehdit, sadece bireysel seviyede değil, kolektif anlamda da hissedilir. Çünkü liyakatsiz bireylerin karar alma süreçlerinde bulunması, o süreçlerin yanlış işlemesine, yanlış kararların alınmasına ve uzun vadede kurumsal çöküşe sebep olabilir.
Liyakat ve Güvenlik İlişkisi
Liyakat meselesinin güvenlikle bağlantısını kurarken, öncelikle bireylerin güvenliğini göz önünde bulundurmak gerekmektedir. Bir işin o işi bilen kişi tarafından yapılması, hem o işin kaliteli bir şekilde icra edilmesini sağlar hem de bireysel tatmini artırır. Ancak bunun tersi söz konusu olduğunda, bireylerin işlerini yaparken zorlanması, hataya açık olması ve nihayetinde verimsizleşmesi kaçınılmazdır. Bireysel güvenliğin sağlanması, toplumsal güvenliği de doğrudan etkiler. Toplum, liyakatsiz bireyler eliyle yönetildiğinde, karar alma mekanizmaları sağlıklı işlemez ve bunun sonucunda hem ekonomik hem de sosyal alanlarda krizler ortaya çıkar. Devlet mekanizması açısından bakıldığında ise, liyakatsizliğin güvenlik tehdidi oluşturduğu çok daha net bir şekilde görülebilir. Devletin temel işlevlerini yerine getiren kurumlarda yetkin olmayan kişilerin bulunması, devletin zayıflamasına, iç ve dış tehditlere karşı daha savunmasız hale gelmesine yol açacaktır.
Zanaatkâr Metaforu: Erdemin Uygulanışı
Liyakatin bir erdem olarak değerlendirilmesi, onu bir zanaatkârlık faaliyetiyle eşleştirmeyi mümkün kılar. Bir zanaatkârın yaptığı işi iyi bilmesi ve o işi iyi icra etmesi gereklidir. Bir işin ehil olan kişi tarafından yapılmaması, hem yapılan işin değerini düşürür hem de o mesleğe veya alana zarar verir. Bu bağlamda, devlet yönetiminden bilimsel çalışmalara, sanattan mühendisliğe kadar her alanda, işi o işin ustasına bırakmak gerekmektedir. Burada önemli bir ayrım yapılmalıdır: Bir bireye bir iş verildiğinde ona sadece “Bu işi iyi yap” demek yeterli değildir. Eğer birey işin esaslarını bilmiyorsa ve yetkinliği yoksa, ondan başarılı bir performans beklemek hem o birey için hem de içinde bulunduğu sistem için bir zulüm olacaktır. Dolayısıyla liyakat, yalnızca bir atama veya görevlendirme meselesi değil, aynı zamanda bireyin sahip olduğu bilgi, deneyim ve becerinin uygulamaya dökülmesiyle ilgilidir.
Sonuç: Güvenliğin Teminatı Olarak Liyakat
Liyakat, bireysel bir yetkinlik meselesi olmanın ötesinde, toplumsal düzeni ve devletin güvenliğini doğrudan etkileyen bir faktördür. Ehliyet sahibi olmak, bireyin potansiyelini ifade ederken, liyakat bu potansiyelin gerçeğe dönüşmesini temsil eder. Eğer bir toplumda liyakat prensibi göz ardı edilirse, hem bireylerin hem de o toplumun güvenliği tehdit altına girer. Bu yüzden güvenliği yalnızca askeri veya fiziksel bir mesele olarak değil, bilgi, beceri ve erdem ekseninde ele almak gerekmektedir. Sonuç olarak, liyakat, yalnızca bireyin kendisini geliştirmesi gereken bir erdem değil, aynı zamanda bir toplumun sağlıklı işlemesi için hayati bir ilkedir. Liyakat sahibi bireylerin yetiştirilmesi, güvenli ve sürdürülebilir bir toplumsal yapının en temel taşlarından biri olmalıdır.