Doğrusu tüm hekimlerin gündeminde bu konu varken başka birşeyden sözsetmek saçma olurdu. Ben de Yasa çıktıktan sonraki düşüncelerimi sıralamaya çalışacağım.
Yasa’nın gerekçesi olarak şunlar öne sürüldü:
a)Yarım gün çalışmak eğitime ve araştırmaya (özellikle üniversite hastanelerinde) ayrılan zamanı azaltmakta ve verimi düşürmektedir.
b)Yarım gün çalışanlar hastane ve muayenehane arasında organik bir bağlantı kurarak dürüst olmayan bir yöntemle para kazanmaktadır.
Buna Başbakanımız, muayenehaneci hekimleri kastederek "Bana bile kart verdiler…" diyerek, Sayın Sağlık Bakanımız ise "Çok büyük para kazanan ya da kazanmayı hayal eden, biraz da hekimliği buna endekslemiş olan bir grup, bu Yasa’ya ciddi ölçüde karşı." diyerek katkıda bulundu. Yani para kazanmak istemeyen(!) hekimlerin bu Yasa’yı desteklediklerini ima etti.
Yasanın birçok yönden eşitlik ilkesini ve bazı haklarımızı ihlal ettiği, bu nedenle yargıda iptal edileceği söylemleri vardır. Bunlar doğru olabilir. Ancak Yasa, dürüst olmayan uygulayıcıları bahane ederek mesai dışı saatlerde daha fazla çalışan ve sağlık hizmeti veren bir kesimi mağdur etmektedir. Dahası, bu kesimin fazla çalışma isteğini kırmakta ve istismar etmektedir. Tam gün çalışanların Başbakan ve Sağlık Bakanının iddia ettiği gelir düzeylerine ulaşmak için insan üstü bir gayret göstermesi gerekmektedir.
Sağlık hizmetinde verimlilik ölçümü "performans sistemindeki" hataları içermektedir. Yüksek performans sağlamayan zor hastalar, hastalıklar yerine çok puan getiren daha basit girişimler, tedaviler tercih edilecektir. Ayrıca, eğitim hastanelerindeki verimlilik sadece sağlık hizmeti ile ölçülmemelidir. Araştırma ve eğitimle ilgili verimlilik ölçümlerine gereksinim vardır.
Peki hekimlerin en büyük örgütü olan Türk Tabipler Birliği (TTB)’nin "Tam güne evet, ama bu Yasa’ya hayır" demesini anlamak mümkün müdür? Bunu sosyalist bir söylemle mi yapıyorlar? Eğer sağlık sistemi devletçi bir tavırla yönetilse ve tabip odası aidatlarının çoğunu devlet kesiminde çalışan hekimler ödese idi, bu söylemi doğal karşılamak mümkün idi. Ancak bu böyle değildir. Önce özel sağlık sektörü inanılmaz bir devlet desteği görmüş, çok sayıda özel hastane ve tıp merkezi açılmış ve resmi hastalara bakma izni almıştır. Daha sonra bunlara kısıtlamalar getirilmiş, personel sayıları ve hastalardan alacakları ücretler sınırlanmıştır. Sonra da tam gün yasası çıkarılmıştır. TTB’nin kısa süre içinde "Bu haliyle tam güne karşıyız" söyleminden "Tam güne karşıyız" söylemine geçmesi gerekir.
Halkımızın bu Yasa’dan memnun olduğunu düşünüyorum. Bu memnuniyetin iki nedenle olduğunu sanıyorum: Birincisi uzman hekimlere ve öğretim üyesi hekimlere daha kolay ulaşacaklarını düşünüyorlar. Dahası, artık muayenelerini ve ameliyatlarını "tam gün" ile hastanelere sıkıştırılmış deneyimli hekimlere kolayca yaptıracakları kanısındalar. İkincisi ise muayenehaneye gidip, sonra hastaneye gelmek/tedavi olmak bunun oranını bilmek zor- yolunun kapanmasından memnun olmalılar. Ancak durumun bu kadar düz olmadığını kavramaları uzun sürmeyecektir. Ayrıca, eğer dürüst olmayan yöntemler kullananlar var idiyse, bunların tam gün çalışırken de böyle yöntemler kullanacağını tahmin etmek zor olmayacaktır.
Üniversite hastaneleri daha büyük bir sarsıntı geçirecektir. Bu sarsıntının ilk nedeni özel hasta muayenesi ve ameliyatı nedeniyle hastalardan alınan gelirlerin kaybıdır. Bunun yüzde 15 civarında olacağı söylenmektedir. Zaten resmi hastalardan dolayı hakettiği alacaklarını zamanında alamayan ve bu alacaklarında büyük kesintilere uğrayan üniversite hastaneleri bir de sıcak para girişinden gelir kaybına uğrayacaktır. Bu durumda çalışanlarına döner sermaye ödemelerini yapmakta daha da zorlanacaklardır. Yeni yasanın bunu hiç düşünmediği kesindir.
Üniversite hastanelerinin bir diğer kaybı ise Yasa sonrası ayrılacak öğretim üyeleri olacaktır. "Kalan sağlar bizimdir" deyip bunun üzerine bir bardak su içilebilir. Ancak "Vakıf üniversitelerinin" bu Yasa’dan devlet üniversiteleri gibi etkilenmemesi ve bu etkilerin yasa yapıcılar tarafından anlaşılmaması söz konusudur. Hele sadece sağlık hizmeti rakamları ile bakılırsa ayrılanların etkisi hiç görülmeyecektir. Önümüzdeki yıllarda üniversite hastanelerinin mali ve personel açısından fakirleşeceğini ve vakıf üniversitesi hastaneleri ile yarışmakta zorlanacağını tahmin ediyorum.
Hekimlerin desteği olmayan ve yaygın kabul görmeyen bir sağlık yasasının başarılı olacağını düşünmek ise yasa yapıcıların en büyük hatası olmuştur.
Keşke şu hekimler olmasaydı, sağlık sistemi ne kadar güzel yönetilirdi…