Gelişmiş toplumların belirgin özellikleri arasında, çok yaygın ve geniş bir anlamı olan Ahlak, Adalet ve Bilim ilişkisi örneklemesi yaygın olarak kullanılmaktadır. Gündelik hayatımızda, ölçülü-ölçüsüz, kaynaklı-kaynaksız ve bazen de uydurma basmakalıp yakıştırmalarla devam eden bir yaşam tarzı modelinden bireyin kendini daha nitelikli ortamlara çıkması ciddi bir çaba ve gayret göstermesi gerekmektedir. Bilim, Kültür ve Tarihi derinliklerimizin bize verdiği kaynaklar arasında, Yusuf Has Hacib, Kutadgu-Bilig eserinde “Biliglik er bilinge, Taş kurşansa kaş bolır. Biligsizning yaninga Altın koysa taş bolir (Bilgili insan beline taş kuşansa kaş olur. Bilgisizin yanına altın konsa taş olur.)” deyimi ahlak, adalet ve bilim arasındaki ilişkiye en iyi örnek olarak gösterilebilir. Burada bizlere ahlak, adalet ve bilim kavramlarında hem tarihi olarak örnek olan büyüklerimize, ailemize, alimlerimize, toplumumuzun mütevazi insanlarına teşekkür etmek her Türk gencinin, evladının birer borcudur. Dünyanın tüm ulusları arasında eşsiz bir ahlak ve adalet uygulaması gerçekleştirmişler ve halen de tüm kıtalar üzerinde sevilen, merhamet sahibi, adaletine gözü kapalı güvenilir bir toplum olmayı, bizlere bırakan erdemler sayesinde onur duymamak elde değil. Bilim, kısa tanımla belli bir alanda toplanan bilgi bütünü olarak özetlenebilir. Bu konsept altında Bilimin alt yapısını oluşturan Bilgi’nin gündelik bilgi, bilimsel bilgi, teknik bilgi ve dini bilgi olarak sınıflandırıldığı bilimsel kitaplarda görülmektedir.
Felsefi yaklaşımla Bilgi kendi mahiyetinde obje ve subje arasında elde edilen düşünce izlencesiyle meydana gelen kavramlar sonucu bilinen faaliyetlerden müteşekkildir. En basit örneğiyle, soğuk, sıcak, sempatik, neşeli ve heyecanlı kavramlar zihnin ortaya çıkardığı faaliyet türlerindendir. Tüm ulusların kendine münhasır ahlak, adalet ve bilim kültürleri bulunmaktadır. Gelişen sanayii ürünleri ve teknolojik cihazlara bakıldığında Bilimin evrensel özelliğiyle bir yerde ortak bir dil olarak karşımıza çıktığı müşahede edilmektedir. Bilimin objektiflik yanının, ahlak ve adalet ilişkisi içinde daha eşitlikçi ve kısmen üstünlük basamağı günümüzde öne çıkmaktadır, ancak ahlak ve adalet kavramlarının aynı ölçüde bilimin ortaya koyduğu gelişme ve topluma, bireye sağladığı yarar-zarar ikileminde aynı ölçüde olmadığı ve kendilerini geliştiremediği görülmektedir. Niçin böyle bir yargıya kapı araladığımızın zemini sorgulanırsa, burada düşünceye destek olan terminoloji sırasıyla bilimin taraf tutmayan, şu veya bu düşünceye göre değil bütün zihinler için kabul gören, olayları olduğu gibi gören her zaman geçerli, evrensel bir özelliğindendir.
Bilimin ve bilginin gerçekten tüm insanlığın ortak paydaşı olduğu gerçeği göz önüne alınırsa, geldiğimiz nokta, içinde bulunduğumuz zaman diliminde, ahlak ve adalet kavramları nerdeyse bırakın tüm ulusların sahip olduğu yaklaşımı, şehir, kasaba, köy veya hatta bireysel ahlak ve adalet üzerine müthiş bir farkındalık gösterdiği göze çarpmaktadır. Ne gibi farkındalık denilirse, sporseverlerle, çevreciler veya hayvanseverlerin ahlak, adalet anlayışlarındaki farklılıklar gibi diyebiliriz. Demek ki bu iki kavramın güncel olarak ciddi bir iyileştirmeye ihtiyaç olduğu kanaati hasıl oluyor. Halbuki, bilimsel uygulamalarda bu denli bir açık mesafe göze çarpmıyor. Peki kısaca ne tür bir çözümle ahlak, adalet kavramlarının toplumsal ve bireysel kabulünün artırılmasına yönelik eylem planları olabilir diyebilirsiniz. Şimdilik açık uçlu soru gibidir. Biz yine Bilimsel alandaki teknik bilginin etkisini kısaca bir kaç cümle ile irdeleyebiliriz.
Kopernik’in, Galileo’nun, Kepler’in bilime yapmış olduğu katkılar elbette büyük olmuştur, bununla birlikte Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz.nin, Ali Kuşcu’nun, Cabir bin Hayyam’ın da pozitif bilimlere olan katkıları yadsınamayacak derecede büyük olmuştur. Geldiğimiz noktada promlemlere çözüm yaklaşımında daha pratik, akılcı ve bilimsel metodlar uygulamak, teknolojinin verdiği hız ve ivmeyi yakalamak bireyin ve toplumun ahlak ve adalet kültürününde gelişmesine yardımcı olacaktır. Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz.i bilim öğrenmek için hocası İsmail Fakirullah tarafından Ahlak ve Adalet üzerine dayanan eğitim modeli sonucunda dünyanın en önemli buluşlarını bilimsel metodu ile açıklamış ve o günün laboratuvar şartlarını, astronomi bulgularını, en ince milimetrik hesaplamalarla eğitime kazandırmış, günümüz ileri teknolojilerinin gelişmesine basamak oluşturmuştur. Sonuç olarak, Bilimsel bulgular daha önde objektif olarak ilerlerken, Ahlak ve Adalet gereksinimlerinden de bağımsız olmadığı ortaya çıkmakta, her üç kavram arasında doğal bir uyum ve destekleyici dayanak noktasının olduğu görülmektedir. Kısaca, tarihi tecrübelerimiz bizlere ışık tutarken, Ahmet Yesevi, Yusuf Has Hacib gibi bilim insanlarımıza, gelecek nesillerimize timsal olması amacıyla, “Alimlerin ilmi halkı aydınlatır, İlim bir meşale gibidir, insanlığa doğru yolu gösterir” deyimiyle şükranlarımızı borç biliyoruz.
2 yorum
Muhterem hocam gelişmiş ülkelerde bilim, ahlâkla ve adaletle yapılsaydı insanlık tarihte hiç olmadığı kadar kepaze bir durumda olmazdı. Acizane bunun asıl sorumluluğu bizde diye düşünüyorum. Müslümanlar her açıdan üstü olmadıkça insanlık huzur bulamayacak vesselam.
Alimlerin ilmi halkı aydınlatır, İlim bir meşale gibidir, insanlığa doğru yolu gösterir
Sayın hocam bir sürü, sayısız alim ilmi ile halkımızı aydınlatıyor, ışık saçıyor. Fakirlik, suç, entrika fesatlık, her türlü dolap, aç gözlülük rüşvet, kayırma, hased,… yığınla mevcut.
İnsan düşğnüyor; ya alimler alim değil yada bizler insan mı değiliz?
Toplu halde halkımız insanlıktan mı çıkmış yada tüm alimleriniz mi gerçek alim değil.
Yada hepsi mi?