En iyi dileklerimi sunarak, bu ay sizlere kısaca yaşamın her alanını kapsayan teknolojinin sağlığımızı doğrudan ilgilendiren konulara nasıl girdiğinden bahsetmek istiyorum.
Bir zamanlar, televizyonun tek kanallı olduğu dönemde, Lee Majors isimli aktörün oynadığı “Altı Milyon Dolarlık Adam” isimli bir dizi vardı. Belki hatırlarsınız. Büyük bir kaza geçiren kahramana pek çok robotik uzuv takılarak onu bir süper kahraman haline dönüştürüyorlardı. O gün hayal olan bu olay, bugün için gerçeğe yakın. Vücudumuzun pek çok organı artık bir biyoteknoloji ürünü olarak üretilebiliyor ve hizmette kusur etmiyor. Basit beyin pillerinin geliştirilmesi ile başlayan teknoloji atağı, artık serebral palsili bir hastanın beyin pili ve robot kol yardımıyla elini hareket ettirebileceği, yani yardımsız kendi işlerini halledebileceği bir sistemin geliştirilmesine kadar gitti.
Gözümüz için de benzeri çalışmalar var. Avustralyalı bir firma tarafından uzun süreden beri özellikle retina hastalıklarında kaybedilen görüş becerisini yeniden kazandırma temelli bir biyonik göz üzerinde çalışılmaktadır. “Bionic Eye” isimli bu robotik göz bir kamera, akıllı telefonlarda kullanılanlara benzer tipte bir işlemci ve elmas bazlı bir mikro yonga esasına dayanmaktadır. Kameradan aktarılan görüntüler işlemci tarafından işlenmekte ve mikro yongaya aktarılmaktadır. Koroid hücrelerin dış katmanına yerleştirilen yonga ise bu görüntüyü elektriksel sinyallere dönüştürerek beyne ulaştırılmasını sağlamaktadır.
Bu konuda belki de en önemli çalışma, şeker hastaları için önem taşıyan yapay pankreas oluşturulmasıdır. özellikle ABD’de bazı üniversitelerin ortak çalışması ile ortaya çıkan hassas pompa sistemi bu konuda çığır açtı. Bir pompaya bağlı glikoz algılayıcı sistemin akıllı telefonlar ile ortak kullanılması bu sistemin basitçe tanımını yapmakta. Yine aynı ülkede “BioTac” adı verilen robotik parmak sistemi duyusal algıya sahip yeni nesil protezlerin öncüsü durumunda. “BioTac”, gerçek insan parmağını taklit edebilen bir sistem şeklinde oluşturuldu. Parmağın merkezinde bir sıvı içinde hidrofon diyebileceğimiz bir alıcı var. Bu alıcı, dokunulan yüzeyleri bir titreşim olarak algılıyor ve işlemci sayesinde titreşimin yoğunluğu ve derinliği hesaplanarak dokunulan yüzeyin ne olduğu anlaşılıyor. “BioTac” ileriki günlerde, protezlerin yanı sıra duyu sahibi robotların ortaya çıkmasında da önemli rol oynayabilecek.
Teknolojik sağlığımızın belki de en önemli ve en çok yol kat edilmesi gereken bölümünü yapay iç organ yaratmak oluşturuyor. özellikle transplantasyonu yapılabilen organların sentetik veya biyoteknolojik olarak üretilebilmesi uygun donör arama sorununu ortadan kaldırabilecektir. Bu konuda ilk operasyon Haziran 2011’de İsveç’te yapıldı. Hastadan alınan kök hücrelerle geliştirilen yapay soluk borusu nakli başarıyla gerçekleştirildi. Donör gerektirmeyen teknik sayesinde vücudun organı reddetme riski de bulunmuyordu. Bundan sonra, Almanya’da Fraunhofer Enstitüsü uzmanları, organ naklinde çığır açacak bir projeyi Ekim 2011’de Hannover’de düzenlenen Bioteknik Fuarı’nda kamuoyuna tanıttılar. “BioRap” adlı projede, “Multifoton Polimerizasyon” adı verilen teknikle yapay damarlar insan damarlarındaki gibi esnek bir yapıya sahip oluyor. Bu yöntemle damarın iç çatısı üretiliyor. Daha sonra uzmanlar tarafından, üzerinde canlı hücre gelişmesine olanak tanıyan bu çatıya, kemik iliğinden alınan kök hücreleri yerleştiriliyor. Yapay damar hastanın kendi hücrelerine sahip olduğu için vücudun damarı kabul etmemesi tehlikesi engelleniyor. Eğer denemeler başarılı olursa önümüzdeki yıllarda transplantasyon cerrahisi pek çok gelişmeye gebe demektir. Belki de yeni nesil tekno-insanın temelleri atılmaktadır.
Esen kalınız.