Bu yazımda önemli bir soruna değinmeye çalışacağım. Sağlık hizmetinde çok büyük değişimlerin yaşandığı son beş yılın getirdiği psikolojik durumdan ve bunun sağlık hizmetlerindeki etkisinden söz edeceğim.
Değil yılda bir, ayda bir değişen yasalar, özlük haklarındaki büyük kayıplar, hekimlere getirilen baskılar, hem hekimlerin hem diğer sağlık çalışanlarının çalışma isteklerini bozmuştur. İsteksiz çalışan, mesleklerinden bıkmış bir kesim yaratılmıştır. Bu mesleğin karşılığının alınamadığını düşünen ve zor koşullarda çalışmak istemeyen bir hekim topluluğu yaratılmıştır. Hekimlik mesai saati olmayan, sürekli fedakarlıkla götürülen bir meslektir ve bu isteksizliğin, bıkkınlığın yarattığı ortamın zararları hesaplanamayacak kadar büyük olacaktır. Buna örnekler vermek gerekirse:
1-Performans sistemi herkesin yaptığı işi -poliklinik hizmeti, yoğun bakım hizmeti, gece nöbetleri, ameliyatlar- sorgulamasına, bunu küçük hesaplarla değiştirmesine yol açmaktadır. Performans sistemi, sağlık çalışanlarını puan toplayıcı, ancak riski düşük işlere yönelme, büyük ameliyatları yapmama, komplike hastalarla uğraşmamaya yöneltmektedir.
2-Hekimlere saldırılar, tehditler, riskli hastalıklarla uğraşmamaya, pasif hekimliğe yol açmaktadır.
3-Zorunlu malpraktis sigortası ile ödenen paralar bir anda birçok sigorta şirketini zengin etmiştir. Bu yasa nedeniyle sigorta şirketleri Sağlık Bakanlığına ne kadar şükran olmuşlardır kimbilir? Yüksek sigorta primi ödeyen beyin ve sinir cerrahisi, anesteziyoloji ve bazı cerrahi dallardaki hekimler sigortaları düşük birçok dahili uzmanlık dalına göre daha az performans alabilmektedir. Bunun yarattığı psikoloji de bu dallardaki uzmanların risklerden kaçmasına yol açmaktadır.
4-Muayenehane hekimliği bitirilmek istenmektedir. Devlet hastanelerindeki uzmanlar arasında sayıları çok azalmasına rağmen muayenehaneci hekimlere olan yasal baskılar, Danıştayın iptal etmesine rağmen hemen çıkarılan ve iptal gerekçelerini hiç umursamayan muayenehane koşulları yönetmeliği “hekimlerin tek bağımsız kaçış yolu” olan muayenehaneciliği öldürmek üzeredir. Ya kamu kesiminde çalışma, böylece devletin verdiği para ile yetinme ya da özel hastanelerde çalışma, özel hastane patronlarının verdiği para ile yetinme zorunda kalan hekim kesimi yoksullaştırılmak amacındadır. Yıllar süren sıkıntılı çalışma dönemlerinin -fakülte eğitimi, mecburi hizmet, asistanlık yılları, askerlik hizmeti vb.- ardından bir ışık görülmemesi, fakülte mezunlarının zahmetli uzmanlıkları seçmemesine, üniversiteleri tercih etmemesine, dolayısıyla kalitenin düşmesine yol açmaktadır. Bunların etkilerini kısa sürede göremeyeceğimiz kesindir.
5-Üniversite hastanelerinin mali sıkıntıları bir başka sorundur. Bu sıkıntılar bir kırılma noktasına gelmiştir. Sağlık Bakanlığı mali sıkıntı çeken hastaneleri devralmaktadır. Bunun üniversite özerkliğine aykırı olduğu konuşulmamaktadır. Vakıf üniversitelerine tanınan kolaylıklar devlet üniversitelerine tanınmayarakda bir başka darbe vurulmaktadır. Yakında devlet üniversitelerinin hastanelerinde krizin artması, eskiyen malzemelerin yerine yenisinin alınamaması, eğitim ve araştırmaların aksaması gibi tehlikeler kapıdadır. Bu durumda devlet üniversiteleri, kaliteli araştırmacılar ve öğretim üyelerini elinden kaçıracaktır.
Son yıllarda yaratılan bu olumsuz değişimler hepimizde büyük bir bıkkınlık ve isteksizlik yaratmıştır. Oysa sağlık hizmeti tamamen kaliteli ve istekli insan gücüne dayanan bir hizmettir. Bu psikolojik ortamın yarattığı, görünmeyen sorunları hastalarımız farketmişler midir? Sağlık Bakanımızın farketmediğine eminim.